Kim bilir..

İçimde derin yarıklar bırakıyorsun git dediğim cümlelerde.Yanık kağıt uçları kokuyor hava.Ben ki sana git demedim hiçbir zaman, gittiğinden dolayı gitmeleri ezberlemiş gözlerime ağır geliyor gözyaşları biliyorsun.
Of bu ne ağır bir akşam, bu nasıl derin iç soluklanması ölüm desem bu kadar kara değil.
Ezberi bozulmuş kederler taşıyorum satırlarımda. Soluklandığın dünyanın insanıyım hala. Soluklandığın kıyıların ıslaklığında gözyaşlarım. Bu kaçıncı sarhoşluk ne önemi var. Bütün sarhoşluklarım sana çıkıyor ezberli.
Sarı , evet akşamlar senin dışında ve sarı. Üç adımda atabilirim sonsuzluğu heybeme, sarı.
Ve hayır ama. Dillenmeli bir kez gördüğüm akşamın yapışkan sevdası dillerde. Ardında kocaman yalnızlıklar saklı sevdanın ayakları terlemeli rıhtımımda. Suskunluğu altın bilmiş kalabalıklara inat sözler akmalı geceme.
Bilesin istiyorum, yakışmıyor o dudaklara bu hüzün. Hani çocukluğumuzun masallarındaki gibi bitmeli kötü başlangıçlar. Bir yerde iyi bir şeyler olmalı. Duymalı bunu herkes. Birilerinin sevinç şaşkınlığını yüzüne yapışmalı çıkmalı karşıma. Diğeri patlayıncaya kadar oh be demeli. Demeli işte.
Koşup gelmeli mutluluk ayaklarımın dibine, kapıyı açtığımda çıkmalı karşıma, piyango gibi çalmalı telefonumun zili, içimi serinletmeli telefondaki ses, dilimi uyuşturmalı, kalakalmalıyım oracıkta sevinçten. İçimde bahar çiçeklerinin kokusu, şaşkın, çocuksu ,çırılçıplak , sapsalak ama.
Göğsümü yaran bu şarkılara kapamalıyım kulaklarımı biliyorum. Her sözcüğü özenle seçip saklıyorum heybemde. Bütün harfleri parlatıp büyütüyorum. Yanık kağıt uçları kokuyor hava. Kim bilir belki bu sabah ,belki akşam , belki…
Belki isimsiz telefonların birinde senin nefesin…
Kim bilir?

Labuce’yi aramak..

Neydin sen Labuce?

Farkedemedıgım, eksik bır parçamıydın
yap-bozumda, gelıp ansızın kendı boşluğunu kapatan?

Bakışlarındakı aşkı görunce anlıyorum, kapımı çalanın gece olduğunu…

Hayatın kıyısına oturup, yüreğimize çarpan dalgaların sesini dinliyoruz…

Yıldızlara basıp, yokluğa
uzanıyoruz…

Geçmiş ve gelecek bütün aşkları toplayıp birer birer, önce bir\’e yüklüyor, sonra bölüp tüm varlığa
dağıtıyoruz…

Nesin sen Labuce?

Tanımadığımız dokunuslarda tanıdık izler arıyoruz…

Bölmüyor…

Acıtmıyor…

Kanatmıyor bizi hiç bir
şey…

Bir çocuk oluyor avuçlarımda
gece…

Bulut gibi…

Dokunsam yağacak…
Üflesem dağılacak…
Su gibi…

Parmaklarımı aralasam akıp
gidecek…

Tutmaya da bırakmaya da kıyamadığım
oluyor…

Nesin sen Labuce?

Bilmediğine nasıl ulaşır insan?
Nasıl tanır?

Nerden bilir onu?

Kayıp bir şehir
oluyoruz…suskun…

Tüm bilinenler , bilinmeyene
çarpıp bölünüyor…

Bir meltem esip
geçiyor…

Yıldızlar düşüyor gecenin bölünen
yerinden…

Gece soluyor…

Yıldızlar sönüyor…

Nesin sen Labuce?

Bıçakmıydın geceyi bölen?
Yağmurmuydun ıslatan?

Rüzgarmıydın geceyi sabaha
savuran?

Anlatamıyorum…

Susuyor…

Soluyor gece…

Avuçlarımdaki çocuk
dağılıyor…

Avuçlarımdakı çocuk akıyor parmaklarımın arasından…

Tutamadığım oluyor
gece…

Tutamadığım oluyor
çocuk…

Ve gecenin gözlerinde
nem…

Bir hiç gibi gidiyor…

Ah Labuce!

Gelenler gider, boşluklar biriktiririz itinayla…

Suretler takas edilir
gölgelerle…

Gecenin gölgesi olur mu Labuce?

Ay dolunay da olsa…
Her parça kendini bütünler
yalnızca…

Ay,güneşin kapasitesini belirler mi
Labuce?

Aslın yüzüdür her surette
aradığımız…

Oysa…

Bakiyesi hüzündür aşkın Labuce…

Aşk ve önsöz..

Karşılıklı sevginin Leyla’larda Mecnun’larda kaldığını anlamak için karşılıksız sevgi yaşamak gerekiyormuş. Birini sevmenin delice bir aşkla bağlanmanın güzelliğini yaşamak için hazan mevsimine gelmek olduğunu bilmiyordum. Meğer hayatta ne çok şey kaçırmışım…

Aşkın insanı büyüttüğünü olgunlaştırdığını da öğrendim artık. Bu yaşıma kadar kimse öğretmedi bana aşkın karşılıksız olduğunu, sadece gönülden sevenin bu acıyla kavrulacağını, sevilenin ise sevildiğini bilmeyeceğini… Yine teşekkür ederim sana karşılıksız aşkım!!! Bana hayatta öğretilmeyenleri öğrettin. Hiç kimseye hissetmediklerimi hissetdirdin. Hiç kimse için yapamayacaklarımı yaptım. Pişman mıyım? Hayır hiç pişman olmadım ve aşkını sonsuzluğuma saklarken bile mutluydum. Hayatımın son basamaklarında bana böyle bir aşkı yaşattın. Seni sevmeme izin verdiğin için teşekkür ederim Aşkım…

Sevgiliye bu kadar serzeniş çok görülmez umarım. Evet yaşadım gördüm öğrendim. Sevgi ve aşk sadece tek kişi tarafından yaşanabiliniyor. Aşkın karşılığı yok. Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir,karşısındaki sever mi sevmez mi hiç düşünmeden sever. Hep bekler sevecek diye ve sonunda görür ki sizi kırmamak adına hatır için kendini zorlayarak karşılık verme çabasındadır. Oysa ki herkes duygularında özgürdür ve kimse kimseyi zorla sevemez. Kırgınlık olmaz aşkta. Seviyorsan, gerçekten aşkını yüreğinde hissediyorsan bırakacaksın sevgiliyi özgürce kanat çırpsın ve nerede kiminle mutluysa
Tadına vararak yaşasın… O’nun mutluluğunu uzaktan seyrederek yaralarını sarmayı da öğrenmek gerekir…

Aşk yalnızlığı kabullenmektir…

Aşkın denklemi çözümsüz. Alışmak gerek sadece sevmeye. Sevilmeyi tatmadan da yaşamayı öğrenebilir insan. Ama birini sevmeyi birine sımsıkı bağlanmayı mutlaka yaşamalı. İşte o zaman hayatta bir yanlışlık olur…

Ve ön söz…

Seni sevdiğimi bil. Nerede olursan ol. Her zaman çok sevildiğini bil…

Rüya gibiydi gelişin..

Biliyor musun ay yüzlüm , o gece hiç uyumadım .Mevsimlerden bahardı ,tabiatım yeşillenmişti.Çünkü çünkü sen gelecektin, nasıl uyuyabilirdim ki.Yüreğim öylesine serindiki içim içime sığmadı, kirpiklerim kapanmadı bir türlü, heyecanla yeni doğan güneşi selamlamayı bekledim. Yılların ardından ilk defa buluşacaktık seninle. Buğulu gözlerini tüm çıplaklığıyla ilk kez görecektim, dudaklarında yine tebessüm olacakmıydı resimlerindeki gibi. Yine titreyen sesin savuracakmıydı yüreğimi diyardan diyarlara. Uyuyamadım işte bir türlü. Sabahın ilk ışıklarıydı , o sabah ne kadar uzun sürmüştü , bulabildiğim en güzel kıyafetleri giyerek senin için yola koyuldum……

Gelişin öylesine büyük bir huzurduki , geceler boyu hayalini kurduğum düşlerimden bile daha güzeldi. Uzaktan gözlerini gördüm önce , beni üzeri yosun tutmuş yanlızlar rıhtımından kurtaran gözlerin , nasıl aydınlıktı öyle. Rengarenk giyisilerin içinde omuzlarına süzülen saçların ve o dudaklarındaki içimi rahatlatan gülüşün ne güzeldi…

Çok iyi anımsıyorum mevsimlerden bahardı , yağmur yürekli kentim sen geleceksin diye güneş açmıştı. titreyen dalları yeşermişti ağaçlarımın, kelebekler bile sevincime ortak olmuştu. oysa senden önce hüzün yağardı düşlerime. hayran bakışlar tanıştı önce , ardından utangaç davranışlar.Önce seni seyre durdum uzun uzun , içime akıtıyordum doyumsuz güzelliğini. Senin ise yanakların kızarıyordu , karşındaki hayran gözlerin ardında.Nereye gideceğimizi konuşamadanyürümeye başlamıştık tutku sahilinde. Mutluluk rüzgarları sürüklüyordu bizi, belli ki sende mutluydun. Hem duygularımız, hem gözlerimiz hemde dudaklarımız konuşuyordu.Uzun kirpiklerinden sıcak rü
Bazen oturduk , bazen yürüdük , zaman hızla ilerliyordu. Zamanın durmasını arzuluyorduk çünkü çok mutluyduk. Ama sabah başlayan güneş batmak üzereydi , akşam oluyordu ve sen gitmeliydin. Ayrılığın hüznü yansımıştı gözlerimize o gün bir hayal gibiydi, mırıldanarak bana yine geleceğini söylemiştin. Giderken sen tutku sahilimden, dalgalanan saçlarının arasından buğulu bakan gözlerin beni bir rüyadan uyandırdı. Sen kayboluncaya dek ardından baktım,gözlerimi alamadım bir türlü seni benden uzaklaştıran arnavut kaldırımı sokaklardan. Gelişin bir rüyaydı, gidişinse bir isyan…..

Seviyordum seni..

Kadın: Seni seviyorum.

Adam: O kadar kötülük yaptım sana kaç kere üzdüm geceleri uyuyamadın ağlamaktan gözlerin şişti. Gülerken hep aklına geldim tekrar ağlamaya başladın en mutlu anlarını ben bozdum. İnsanlara beni savundun hiç kötü bir şey söylemedin arkamdan. Ben seni hatırlamaya tenezzül etmezken sen beni hep hatırladın. Hâlâ beni seviyor musun?

Kadın: Seviyorum..

Aşk paragrafları..

Aşka en yakın olduğun zaman, kalbini birine koşulsuzca açtığın zamandır. Karşılık vermese bile, bir gün onun da sana aşık olabileceğini umarak sabırla beklediğin zamandır. Birlikte olabilme ihtimalin yoktur. Aşka kural işlemez ama bazen elin kolun bağlı kalır, sen çabalarsın o durur. Dursa bile, senin için hiçbir şey yapmasa bile bıkmadan, usanmadan çabalamaya devam ettiğin zamandır.

***

Aşk, sen ona yeterince yakınlık gösterirsen seni içine alır, sarmalar. Sen ve aşk, tek vücut olursun, bir olursun, tepeden tırnağa aşk olursun. Bu bazen istenecek bir şey de değildir aslında. Beraberinde acı vardır, hüzün vardır, geçmeyen vakitler, bitmeyen karanlık geceler vardır. Ama olsun, aşk seninleyken, senden daha güçlü kimse yoktur. Bu yüzden bütün o acılar, hüzünler ancak aşkla dayanılır olur.

***

Sevme eylemi farklıdır aşktan, tanımadığına aşık olursun, tanıdıkça ya seversin, ya sevmezsin. Bir arada kavga etmeden duramayan çiftler görürsün bazen. Aralarında aşk vardır kuşkusuz, ama sevememişlerdir birbirlerini. Şarkıda söyleneni başaramamışlardır. “Hayatta en zor olan bir insanı tanımak, kabul etmek huylarını değişmeden bir olmak” diyememişlerdir. Sürünüp giden bir aşktır o. Sevgiyle beslenmediği için bir süre sonra bitecektir.

***

Herkes ruh eşini arıyor ve bulamamaktan yakınıyor. Senin gibi olan binlercesi var. Sen bulamıyorsun, onlar bulamıyor. Sen, “Bu dünyada beni anlayacak kimse yok” diyorsun, bunu başkaları da söylüyor. Öyleyse sen de kimsenin ruh eşi değilsin. Olsaydın bulurlardı seni değil mi? Tabii öyle hazır beklersen ne sen birini bulabilirsin ne de biri seni. Birlikte olgunlaşmaya ne oldu? Birlikte birbirinizin ruh eşi olmaya çaba göstermeye ne oldu? Tembelleştik değil mi hepimiz?

***

İlk aşkta yaşadığımız travmalar, daha sonra yaşadığımız aşkların bir yerinde mutlaka gösteriyor kendini. Ya güvensiz oluyoruz ya da canımız acır diye kendimizi aşka rahatça bırakamıyoruz. Ama bu bir süre sonra kısır döngüye dönüşüyor. Biz kimseye güvenmediğimiz için kimse de bize güvenmiyor. Biz kendimizi aşka rahatça bırakmadığımız için kimse de bize kendisini salıvermiyor. Sonra gelsin mutsuzluk, gelsin yalnızlık.

***

Kendimizi yeterince tanıyamadığımız için aşkta başarısız oluyoruz. İlişkilerimiz yarım yamalak. Karşımızdaki insanı sürekli şaşırtıyoruz, kontrpiyede bırakıyoruz. Değişken kişiliklerimiz bizi mutlu etmek isteyen o insanın önüne aşılması mümkün olmayan duvarlar örüyor. Ve o insan, ‘o duvarlara çarpa çarpa nasır tutuyor…” Tam sen olgunlaştığında artık o katılaşıyor ve maalesef içindeki aşkı tüketmiş oluyor. Kendimizi tanımamız mümkün ama bunda da yine tembelliğin etkisi var. “Beni seven böyle sevsin…” Sevsin de sen ‘öyle’ bile değilsin, sürekli değişiyorsun…

Etkileyici aşk sözleri..

Etkiyeyici Aşk Sözleri

Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur.

En sürekli aşk karşılığı olmayan aşktır.

Bir delinin seni öpmesine izin ver ,ama bir öpücüğün seni delirtmesine izin verme

İnsanlar hep birilerinin peşinden koşarlar, ama dönüpte kendi peşlerinden koşanlara hiç bakmazlar

Nice insanlar gördüm kalpleri bomboş ama mutlu, çok az insanlar gördüm kalpleri sevgiyle dolu ama aşk ateşiyle yanıp kavrulan, hüzünlü ve mutsuz!

Ben seni unutmak için sevseydim sana olan tutkunluğumu kalbime değil günesin çıktığı zaman kaybolan buğulu camlara yazardım

Gökyüzündeki bütün yıldızları toplasan bir tek sen etmez, fakat bir tek sen hepsine bedelsin.

Aşk Çoraba Benzer ; Çifttir ve birbirine uymalıdır

Sen benim hayatımda olduğun sürece, ne sen kimseye rakip ne de kimse sana rakipti..Çünkü sen benim için daima tektin

Eğer geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı asla sabah olmazdı…

Sen gözlerimde bir damla yas olsaydın seni kaybetmemek için ömür boyu ağlamazdım!!!

Aşkımızın suya düşeceğini bilseydim , balık olurdum

Hayatta üç şeyi sevdim. Seni, Kalbimi, Ümit Etmeyi. Seni sevdim, sensin diye. Kalbimi sevdim, seni sevdi diye. Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye.

Seni Sevdiğim kadar ibadet etseydim ; cennette köşküm olurdu…

Rüzgarın kemanini çaldığı ve damlaların pencerene vurduğu bir gecede yatağına uzanıp hayalini kurduğun ve keşke dediğin tüm güzellikler senin olsun…

Tek başıma değilim ben ve ümitsiz aşkım var

GECEYE İNAT GÜN AĞARMAKTA, AĞACA İNAT DAL ÇOĞALMAKTA,ÖLÜME İNAT İNSANLAR ÇOĞALMAKTA, BENSE SANA İNAT SENİ SEVMEKTEYİM İNAT BU YA HEPTE SEVECEĞİM…

RÜZGAR ALABİLDİĞİNE HIRÇIN, YAĞMUR ALABİLDİĞİNE İNATÇI ,YÜREĞİN İSE ONLARA İNAT SANKİ BİR LİMAN… TIPKI GÖZLERİNDEKİ HUZUR GİBİ…

Böyle basit bir dünyada sen benim için çok özelsin

AŞK:GÜLÜ DİKENİYLE AVUÇLAMAYA BENZER. ELLERİN KAN İÇİNDE KALIR AMA DİKENLERİN HESABINI GÜLDEN SORAMAZSIN…..

Eğer aşkta güzel bir an varsa oda başkalarını baştan çıkartan o yüreğin benim için kan ağladığı zamandır.

Ne insanlar tanıdım yıldızlar gibiydiler. hepsi göklerdeydi parlıyordu. ama ben seni güneşi seçtim. bir güneş için bin yıldızdan vazgeçtim…

Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana,uzakta olduğun için tutkunum sana! hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için tutkunum sana

Aşk bir su damlası olsaydı okyanusları, bir yaprak olsaydı bütün ormanları, bir yıldız olsaydı tüm kainatı sana vermek isterdim. Ama, sadece seni seven kalbimi verebiliyorum…

Seni sevdiğim kadar yaşasaydım; ölümsüzlüğün adını aşk koyardım…

Önce düştüğümde kalkmayı,sonra aleve dokunduğumda acıyı,sevmeyi öğrendim,sevilmeyi. her şeyi öğrendim de yalnız seni unutmayı öğrenemedim .!

Bir gül olmak isterdim neden mi? beni koparıp kokladığında vücudunun derinliklerine girip bir daha oradan çıkmamak için

Hayata niye geldim diye düşünmeye başlamıştım 19umdan sonra seninle tanışınca anladım dünyaya geliş sebebimi..

BEN SENİNLE SONSUZDAN GELEN İKİ IŞIN OLUP İNCE KENARLI MERCEĞİN ODAK NOKTASINDAN KESİŞEBİLME İHTİMALİNİ SEVDİM

SESİNE MEVSİMLERİN EĞİLDİĞİ, GÖZLERİNE BAHARIN AĞLADIĞI,AĞLAR GİBİ GÜLMENİ,DOKUNUŞLAR GÜLECEK GİBİ DURAN YÜZÜNÜ ÖZLEDİM..

ACI VE HÜZÜN BİR YILDIZ KADAR UZAK, MUTLULUK GÖZBEBEĞİN KADAR YAKIN OLSUN. UMUTLARIN GERÇEK, GERÇEKLERİN MUTLULUK, MUTLULUKLARIN SONSUZ OLSUN..

DÜNDE, BUGÜNDE, YARINDA, YÜREĞİN KADAR YANINDAYIM. KENDİNİ YALNIZ HİSSETTİĞİNDE ELİNİ KALBİNE KOY; BEN HEP ORDAYIM

Sen sahra çöllerinde bir gül olsan seni kurutmamak için göz yaşlarımla sulardım seni

AŞK BİTTİKTEN SONRA ARKADAŞ KALALIM DEDİLER.. GÜLE BAŞKA İSİM VERSEN DEĞİŞİK KOKAR MI ???

VE TANRI İNSANLARA SEVMEYİ ÖĞRETTİ İNSANLARDA BİRBİRLERİNE ACI ÇEKTİRMEYİ

AY IŞIĞININ AYDINLATTIĞI BİR KUMSALA KÜÇÜK BİR DAL PARÇASIYLA SENİ SEVİYORUM YAZMAK İSTERDİM AMA SEN HIRÇIN BİR DALGA OLUP SİLERSİN DİYE YAZMAKTAN KORKTUM

ALIP KIRSALAR KALEMİMİ KANIMLA YAZARIM SENİ SEVDİĞİMİ

En büyük okyanusta bir su damlası olmak, uçsuz bucaksız sahilde bir kum tanesi olmak ama en önemlisi milyonlarca insanın içinden senin sevgilin olmak…

Her yağmur damlası seni seviyorum demek olsaydı her yeri sel götürürdü…

KÜL OLMUŞ ATEŞ YANAR MI? BUZ TUTMUŞ SU AKAR MI? BU GÖZLER SENİ SEVDİ BAŞKASINA BAKAR MI

Bir yudum mutluluk, Peşinden koşuyorum, ne olacak halim bilmiyorum, Sevmişim seni bir kere, Doyamadan gidiyorum …

Bir kızın aşk acısı..

Bu hikayem gerçektir lütfen sonuna kadar okuyunuz.

Sizlere hayatımda en çok acı çektiğim günü anlatacağım. Kız olsun, erkek olsun fark etmez, hayatta her insan bu aşamaya geliyordur eminim. Ama benim kadar acı çekmişmidir ondan emin değilim. Sizlere gerçek isim vermeyeceğim, isimler sahte ama duygular gerçek olacak.

Lise öğrencisiydim o zamanlar. Hergün başka bir kıza aşıktım. Nedense hep aşık olduğumu hissediyordum. Bir sabah uyandığımda, hayatımın en acı gününe ilk adımı atacağımı bilmiyordum.

Her sabah nasıl uyanırsam öyle uyandım, kapıdan nasıl çıkıyorsam öyle çıktım. Kapıdan çıktıktan sonra ise hayatım değişti. Sokakta yürüyen ve yavaş yavaş yaklaşan güzel bir kız gördüm. Sokağa çıktım bende, birbirimizin yanından geçişimiz filmlerdeki kadar etkiliydi. Sarı saçları, mavi gözleri uzaktan bile seçilebiliyordu. Her filmde olur ya, yan yana geçtikten sonra geri dönüp bakmalar. Normalde kolay kolay hiçbir kız için arkamı dönmezdim. Ancak bu kızı merak ettim. İlk defa görüyordum, hem de sabahın o saatinde. İçimden bir ses arkanı dönüp bak dedi, geç olsada dönüp bakmaya karar verdim. Arkama baktığımda bu dünyalar güzeli kızın bizim evin bahçesine girdiğini gördüm. Daha da ilgincini de yaşadım. Ben ona bakarken, o da dönmüş bana bakıyordu. Heyecanımı saklamak istercesine hemen önüme döndüm ama aklım o kızda kalmıştı. Bir daha dönüp bakamadım geriye. Çocukca bir duygu işte, utandım.

Bütün günüm onu düşünmekle geçti. O güne dair ondan başka hiçbir şey düşünmüyordum. Kimdi o güzel kız, neden bizim sokaktaydı, hatta bizim evde ne işi vardı? Tüm gün bu soruları cevaplamaya çalıştım. Kız kardeşimin yaşlarındaydı, kız kardeşimin okul arkadaşıdır diye düşündüm. Peki niye daha önceden görmedim? Yeni taşınmıştır bizim mahalleye beklide… Sorular, cevaplar hep birbirini kovaladı.

Aradan henüz birkaç gün geçmişti ki, bu sefer aynı kız bizim evin içindeydi. Kız kardeşimin sınıf arkadaşıymış. Yakın bir çevreye taşınmışlardı sanırım. Hafta sonu kardeşimin yanına gelmişti. Onu görünce sevindim, kaçamak bakışlarım oldu ama belli etmemeye çalıştım. İlk günlerde konuşma bile konuşmadık.

Sonraki günlerde beni daha da sevindiren gelişmeler oldu. Bizim bir arka sokağa taşınmışlardı. Neredeyse her sabah karşılaşıyorduk artık. Gün içinde de bizim eve sık sık uğruyordu. Yavaş yavaş konuşmaya da başlamıştık. Bizim karşı evde bir daire boşalınca, bir arka sokaktan tam karşımızdaki eve taşındılar. İlk gün onu görebilirmiyim diye düşünürken, artık hergün görüyor, hergün onuna zaman geçiriyordum.

Zaman hızla geçiyor, günler, aylar hatta yıllar geçiyordu ama ben bir türlü ona sevdiğimi hala söyleyememiştim. Kız kardeşime yanlış bir örnek olmak istemiyordum, hem kabul etmemesinden de korkuyordum.

Onunla inanılmaz güzel zaman geçiriyordum. Hergün bizim evdeydi. Gözlerine dalıp uzaklaşıyor, kokusunu duyuyor, yakınlaştığını hissediyordum. Her geldiğinde beni şaşırtmayı başarıyordu. En çok etkilendiğim konu ise sabahları hiç kapıyı çalmadan, aniden odama girmesi ve uyandırıp kahvaltıya çağırmasıydı. Ben kendi evimde bir odadan başka odaya geçerken kapıyı çalarken, komşu kızı kapıyı çalmadan, damdan düşer gibi odama dalıyordu Ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gidiyordu onun sesiyle uyanmak, uyanınca ilk onu görmek, yatağıma oturması ve beni dokundurarak uyandırması… Kaçamak bakışlar, kaçamak dokunuşlar, kaçamak gülüşler aramızdan hiç eksik olmuyordu. Kapılmıştım onun rüzgarına, nereye sürüklerse oraya gidiyordum artık.

Gülüşü bir başkaydı, konuşması bir başka… Bana her şeyi başka geliyordu zaten, her şeyi bam başka. Onunla aynı evi paylaşıyor gibiydik. Güzel bir kızla bu kadar çok zaman geçirip, insanın ondan etkilenmemesi mümkün değildi. Zaman geçiyor, duygularım ısınmayı, kaynamayı geçmiş artık buhar olup uçuyordu. Elbet söylemeliydim onu sevdiğimi. Beklemenin, daha çok mutlu olmayı ertelemenin bir anlamı yoktu ki… Hem onunda beni sevdiğine dair belirtiler hissediyordum. Bakışları, her fırsatta bana dokunması, odama aniden girmesi, karşımda her zaman rahat davranması, sözleri…

Yeter artık demeye başladım. Hem seviyorsun hem söyleyemiyorsun. Aradan üç yıldan fazla zaman geçmiş. Yuh artık daha ne bekliyorsun! Söyle sevdiğini olacaksa olsun artık. Duygularınız karşılıklıysa dünyanın en mutlu çifti siz olacaksınız…

Bu düşünceler beynimdeyken, karşıt görüşlerinde çıkması çok normaldi… Onunla çok iyi zaman geçiriyorsun, her gün sizde, zaten sevgili gibisiniz, gülüyorsunuz eğleniyorsunuz, seni uyandırıyor ister misin her şey bitsin. İster misin bir daha size gelmesin. Onu tamamen kaybetmeyi göze alabilir misin? Bu kadar mutlulukla yetinemez misin?

Lanet olsun yetinemedim. Her olumsuzluğa karşıt bir görüş üretti beynim. Aşk varsa akıl yok demektir. Aklımla değil, kalbimle hareket etmeye başladım.

Ona, onu sevdiğimi söylemek için bir fırsat yakaladım. Kitabı bizdeydi, ders mi yapıyordu, ne yapıyordu hatırlamıyorum. Kitabının bir sayfasına “Seni seviyorum” yazdım. Üç dört yıldır beraberdik, ben ilk kez seni seviyorum diyordum ona. Orasını da tam hatırlamıyorum ama bir şekilde kitabın o sayfasına bakmasını sağlamıştım. Ondan gelecek cevabı beklerken kalp atışlarımı kulaklarımla duyabiliyordum sanki. Yine kapıyı çalmadan girdi odama. Yatağıma oturdu. Gülerek “benimle niye dalga geçiyorsun!” dedi. Ben heyecandan ölüyordum zaten, sanki onun ne dediğini duyuyorum… Bir şeyler söyledi, ben kekeledim. Gerçi ilk kez kekelemiyordum. Onun karşısında hiç düzgün konuşamazdım ki ben onunlayken. Doğru düzgün cümle kuramaz, kelimeleri birbirine karıştırırır, sakarlıklar yapar, çok heycanlanıp kekelerdim. O tatlı heyecanları mumla arıyorum şuan. Neyse konumuza dönelim. O ne söyledi bilmiyorum tam ama ben heycandan konuşamadım geçiştirdim. Sanki o da uzatmak istemedi. Kalktı yatağımdan ve içeri gitti.

Artık ona daha farklı baktığımı biliyordu. Belkide bunu çok öncesinden biliyordu. Ama artık kesin olarak biliyordu Bakışlarımız farklılaştı. Konuşmamız farklılaştı. Bize gelip gitmesinde pek bir değişiklik olmadı. Yine hergün bizde sayılırdı. Ardından nefret ettiğim bir icatla tanıştık. Benim cep telefonum vardı, hemde biraz zorunlu bir cep telefonu. Ben çok fazla kullanma meraklısı değildim. Artık onunda bir cep telefonu vardı. Akşam akşam cep telefonum çaldı. Bilmediğim bir numara. Ardından bir daha çaldı. Ardından yine çaldı. Beni ara diyordu heralde. İyi dedim arayalım bakalım kimmiş, ne istiyormuş! Aradım o tatlı sesi duydum: “ben …..” Arayan oydu, cep telefonu almış. Benim numaramı da öğrenmesi zor değil heralde. Artık bende de onun numarası vardı…

Aşığım ona. Deliler gibi aşığım. Söylemem gerekiyor onu sevdiğimi. Telefon bana bakıyor artık, ben telefona. Bir kere söyledin ne değişti ki… Bir daha söyle ne kaybedersin! Anlasın artık seni, duygularını oda hissetsin. İlk söylediğinde alaya alması, evet de diyebilir, hayır da diyebilir anlamındadır heralde. Hem sen akıllısın, ikna yeteneğinde yüksek. Birlikte o kadar zaman geçirdiniz. Söyle gitsin. Rahatlaman için bu şart. Gecenin bir yarısında aldım telefonu elime içimi dökmeye başladım. Her cümleyi en az on defa düşündüm, yazdığımı tekrar tekrar okudum. Tamam olduğunu düşününce sıra “gönder”e basmaya gelmişti. Nefesimi tutarak “Gönder” dedim…

Mesajı yolladıktan sonra ne kadar süre nefessiz kaldım bilmiyorum ama mesajı yollamış olmanın verdiği bir rahatlık vardı içimde. Bunun yanında, bekleyiş, red edilme korkusu, arzu, istek, üzüntü, sevinç… Tüm duygular birbirine mi giriyor ne! Heyecanlı dakikalar başlamıştı benim için artık. Telefonu atmıştım bir kenara ama gözüm, kulağım telefondaydı. Bekliyordum ama mesaj gelmiyordu. Okumamıştır diyorum, okumuştur ama düşünüyordur diyorum, okumuştur ama bunu istemiyor da olabilir. Aklınıza o an her türlü ihtimal geliyor. Dayanamadım ve telefonu alıp tekrar mesaj yazmaya başladım: “Cevap vermeyecek misin?” Cevabı olumlu olacak olsaydı, cevap vermesi bu kadar uzun sürmezdi sanırım. Her geçen dakika umutlarımı kaybediyordum. Sevmiyorsa neden o kadar sıcak davranıyordu ki bana!

Bakışı, gülüşü, gözleri, sesi, dudakları, hareketleri, vurdumduymaz oluşu her şeyine hayrandım. Bütün hayallerim ondan ibaretti. Hayallerime kavuşmakta vardı işin içinde, hayallerimle vedalaşmakta… Bir cevap ver be güzelim… Bir güzel söz söyle… Aşkım de, Seni Seviyorum de, hiç değilse düşüneyim de… Beklemek en kötüsü canım.

Bekleyemedim, bir mesaj daha attım ve cevap vermesini istedim. Bir mesaj geldi en sonunda. Ondan mıydı acaba? Evet, cevap vermişti en sonunda: “Sen iyi birisin ama ben o gözle bakmadım hiç sana.” Ne demekti bu! Hayır mı, belki mi, evet mi? Anlamam ki kızım ben sizin kurduğunuz cümlelerden. Benim için ya evet vardır ya da hayır.

Sordum tekrar, evet mi hayır mı? Her şeyi bitirmek, üzüntümle yalnız kalmak istercesine bir havam vardı. Kalbim kırılmıştı, üzülmüştüm. Sonuçta evet demediği kesindi. Peki o bakışlarının anlamı neydi? O dokunuşlar ne içindi? Yalan mıydı her şey?…

Yalanmış meğer. İnsanın gözü kör olmasın. Ona aşık olduktan sonra hayata bakışım değişmişti. Başka hiçbir kızı gözüm görmüyordu. Her yerde o vardı ve beni izliyordu sanki. Bende aşkımıza sadık kalıyor başımı kaldırıp başka bir kıza bakmıyordum.

Aldığım cevap kesin değildi belki ama evet olmadığı kesindi. Aşk acısı çekmekte varmış demek ki… Olsun dedim içimden, ne olursa olsun. Seveceğim, aşkıyla yanıp kül olacağım ama ne sevgimden vazgeçeceğim, ne de bu sevgiye ihanet edeceğim…

Aradan günler geçmeye başladı. Artık bize hergün gelmek yerine haftada bir, iki gün gelmeye başlamıştı. Korktuğum başıma gelmişti. Ben onu görmeden nasıl yaşardım. Onu görmemeye nasıl dayanırdım. Her şeyden vazgeçebilirdim. Sevdiğimi ona söylemedim saysın, ona mesaj atmadım saysın. Her şeyi unutalım. Hiçbir şey olmamış gibi, eskisi gibi devam edelim. Olmaz mı? Olmuyordu işte. Sen ona başka gözle bakarken ve o da buna cevap vermek istemezken olmuyordu.

Ben aşk acısı çekerken, günler, aylar geçmeye başladı. Hiçbir şey kesinlikle eskisi gibi değildi. Karşımızdaki evde oturuyordu ama onu göremiyordum. Telefon numarası vardı yalnızca. Mesaj yazabiliyordum o kadar. Ona ne zaman yaklaşsam benden kaçıyordu. Olmayacaktı bu şekilde. Uzunca bir zaman çektikten sonra bu acıyı tamam dedim. Dünyada sadece o mu var? Neden göz göre göre acı çekeyim? Mutluluk sadece onda mı?

Ondan uzaklaşmaya ve unutmaya karar verdim. Unutmak mümkün değildi ama uzaklaşmak, belki de başkasına aşık olabilmek mümkündü. Kaçan kovalanır ya. Ben uzaklaştıkça o yaklaşmaya başladı. Tekrar uzaklaştım yine yaklaştı. İçimdeki ateşin sönmesine bir türlü izin vermiyordu. Kontrol altına almak istediğim bütün duygularım, onun tek bir sözüyle allak bullak oluyordu.

Yaklaşıyorum kaçıyorsun, uzaklaşıyorum geliyorsun, söylesene benden ne istiyorsun??? Bu sorunun cevabını aradım durdum. Ona her dönüşüm daha büyük bir bağlılıktı. Mesaj atarken canım diyordum bir şey demiyordu. İçimden gelen, ona karşı olan her duyguyu onunla paylaşıyordum. Cevapsız bırakıyordu ama hiç değilse dinliyordu. Bu da bir şey sayılırdı. Bir süre daha karşılıksız devam aşk, her defasında olduğu gibi yine ondan cevap istemeye geliyor ve tıkanıyordu.

Evet de artık. Yıllar geçti, gözüm senden başkasını görmüyor. Benim sana olan sevgimin onda birini göster bana yeter. Hatta vazgeçtim yüzde biri hatta binde biri bile yeter. Sana olan sevgim bu kadar fazla. Beni mutlu etmen bu kadar basit. Yalanda olsa söyle, bir kere beni sevdiğini söyle. Ne olur, yalvarırım söyle. Çok mutsuzum, çok acı çekiyorum. Senden uzaklaşmaya çalışıyorum izin vermiyorsun, sana yaklaşmaya çalışınca kaçıyorsun. Ne istiyorsun benden?

Aramızda canımlı, cicimli mesajlaşmalar geçiyor, beni sevdiğini düşünmeye başlıyordum. Sonra cesaretimi toplayıp net bir cevap vermesini istediğimde, yine cevapsız bırakılıyordum. Çok iyi hatırlıyorum o anlardan birini. Elime telefonu almış cevap vermesini istiyordum. Yeter bende insanım. Seviyorsan seviyorum de. Sevmiyorsan söyle de unutmaya çalışayım, acı çekmeyeyim. Yazıyorum mesaj yolluyorum cevap yok. Tekrar yazıyorum, yine cevap yok. Akşam başlayıp sabaha kadar mesaj yazdım. Belkide yüz tane mesaj yolladım. Gelen cevap sayısı sıfır…

Olmayacaktı böyle. Oynuyordu benimle resmen. Ne yaparsan yap sevmeyeceğim artık seni dedim. Telefon numaramı değiştirdim. Bir süre görüşmedik. Her yıkılış yeni bir dirilişin başlangıcıdır ya, dirilmeye çalışıyordum bende. Onu unutmak için her şeyi yapıyordum ama bu ne kadar mümkündü ki! Her sabah uyandığımda perdeyi açtığımda karşımda onların evi. Her sabah o acıyı çekmek, güne o şekilde başlamak ne demektir bilir misiniz? Perdeyi açmaya korkar oldum zamanla. Hadi perdeyi açmadık diyelim, kapıyı da mı açmayacağım! Olmuyor işte olmuyor. Ya ben gideyim, ya sen git.

Günlerden bir gün, balkondayım. Komşunun kızı ve kardeşim var yanımda. Derken o da balkona çıktı annesiyle birlikte. Bakmıyordum ona, istemiyordum artık. Uzaklaşmalıydım ondan. Umursamazca davrandım, komşunun kızıyla şakalaştım, güldüm geçtim. Akşam oldu mesaj geldi. Nerden bulmuştu telefon numaramı? Niye bırakmıyorsun benim yakamı? Daha ne kadar yanmam gerekiyor?…

Mesajında balkonda beni komşu kızıyla gülerken gördüğü için kıskandığını yazıyordu. Onu severken, neden başka bir kızla ilgilendiğimi soruyordu. Onu seviyorsan öyle olsun dedi… Bu mesaj onun bana karşı bir şeyler hissettiğini gösteriyordu. Ben saf oğlan tabi. Aldandım, yine düştüm tuzağına. Sönmüş bir volkanı yine patlatmayı başarmıştı işte. Yine sabaha kadar uykusuz kaldım, onlarca mesaj attım. Ona olan aşkımı gösteren her şeyden bahsettim. Bir cevap ver be güzelim. Madem cevap vermeyeceksin neden mesaj yazıyorsun? Ama cevap vermemişti her zaman ki gibi. Uykusuz kalan, acı çeken yine ben olmuştum.

Annesi ona attığım mesajları görmüş. Benim anneme gelip sitem etmiş. Ben oğlunuzu tanırım, çok severim ama kızım rahatsız oluyor, bir daha kızımı rahatsız etmesin demiş. Bunları öğrendiğimde susmayı tercih ettim. Ah be güzelim demek rahatsız da ediyordum seni!

O gün geçmek bitmiyordu. Üzgündüm, tuzağına düşmüştüm. Annesi derin bir yaraya tuz basmaya gelmişti. Daha kötü ne olabilirdi ki! Daha kötüsü de varmış. O günün akşamı kız kardeşim olayı öğrendiğinde, o bile bana nasihat vermek için odama gelmişti. Abi dedi, o kızın çıktığı bilmem şuradan bir erkek var zaten. Uzun zamandan beri onunla çıkıyor diye biliyorum. Hem yapmaması gereken şeyler de yapmışlar diye biliyorum. O seni sevmiyor. O her erkeğin ona sevdiğini söylemesini istiyor. Bundan zevk alıyor. Derste akadaşlarına “….. abisi bakın bana ne mesaj atmış” diye senin ona gönderdiğin mesajları arkadaşlarına gösterip alay ediyor. Senin üzülmemen için bugüne kadar söylemedim bunları sana ama artık bilmen gerekiyor.

Kardeşimin her sözü, kalbime saplanan bir hançer gibiydi. O sözleri duyunca ne kadar acı çektim, ne kadar üzüldüm bir Allah biliyor. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen, şu satırları yazarken bile kalbimde o depremin artçı sarsıntılarını hissediyorum. Gözlerim doluyor, duygusallaşıyorum. Allah’ım bu acıyı çekecek ne günah işledim ben! Hangi günah bu kadar büyük bir acının karşılığı olabilir ki! Kalbim, ahhh kalbim. O gece bitermi artık! Kapıyı kapattım gözlerim bir yandan ağlıyor, kalbim bir yandan. Üzüldükçe daha çok üzülüyorum. Kalbimi söküp atsam bu kadar acı çekmem. Ölüm geliyor aklıma. Allah’ım intihar etmek neden günah! Böyle bir acıyı ölümden başka ne dindirebilir. Bütün yollarım kapanmış, gece boyunca ağladım, ağladım, ağladım…

Siz hiç duygusuz bir insan gördünüz mü? Duyguları olmayan bir insan gördünüz mü? O gece beni görmeniz gerekirdi. O ağladım, kalbim o kadar acı çekti ki… Gecenin bir yarısında gözyaşlarım aniden durdu. Hiçbir şey hissetmiyordum. Kalbimmm, ah kalbim sana ne oldu peki! Kalbimde hiçbir acı hissetmiyorum artık. Ne sevinç, ne üzüntü, ne kızgınlık… Yok, duygularım yok artık. Hiçbir şey hissetmiyorum. Ne ağlayabiliyorum, ne de kalbimde bir şey hissediyorum. Acı çekmenin bir sınırı mı var Allah’ım. İnsan kalbi belli bir sınıra kadar dayanıp, zirveye ulaştığında kendini sıfırdan mı başlatıyor! Acı çekmenin bir sınırı varsa eğer, o gün o sınıra ulaştığıma eminim.

O gün bir söz verdim kalbime: “Bundan sonra sana böyle bir acı yaşatmayacağım kalbim.” 6 yıl geçti o günün üzerinden. 6 yılda çektiğim bütün acıları, bütün üzüntüleri toplasam yine de bir o gün etmez. Acıyla savaşmayı öğrendim. Aşık olmamayı öğrendim. Hangi kıza ilgi duysam o gün geldi aklıma uzak durdum. “Seni Seviyorum” demekten hep kaçındım. O gün lanet ettim aşka. Hiçbir şeye lanet etmeyen ben, ilk defa lanet okuyordum bir şeye.

Lanet olsun böyle aşka, lanet olsun böyle sevgiye, lanet olsun…

Ah kalbim söz verdim sana. Acı çekmeni istemiyorum artık. Hangi doktor o gün çektiğin acıyı tarif edebilir sana! Kim öyle bir acıya karşı koyabilir! Anla beni kalbim, söz dinle kalbim, bir daha aşık olma kalbim.

Kalbim, ya senden vazgeçeceğim ya da aşktan. Senin için aşktan vazgeçmeyi göze aldım. Sende benim için aşık olmaktan vazgeçebilecek misin?

İlk Aşkım..

Onu ilk defa sınıfın en ön sırasında otururken gördüm.Çok tatlı biriydi hemen konuşmak için arka sıraya gittim ve biraz sohbet ettim.
Birden gelen bir cesaretti bu. Hergün onu düşünmeye başlamıştım, kendime olan güvenip yoktu hep reddedilme korkusu vardı içimde.
Birgün yine sohbet ederken bana hoşlandığım biri olup olmadığını sormuştu.Bende sensin demek istemiyordum çünkü aramızdaki arkadaşlık bozulabilirdi.
Seni uzaktan sevdiğimi bilmeni istemiyordum.Aslında senden hoşlandığımı anlamışsındır ama benden duymak istediğini biliyordum.
Yarım saat konuşmamızın ardından ona sevden hoşlandığımı sölediğimde aynen içindeki kendime güvensizlik hissi doğru çıktı ve bana olumsuz yanıt verdi.

O günden sonra yıkılmıştım hayatla olan bağlarım tamamen kopmuştu.Onu gördüğüm zaman içli içli bakıyor hüzünleniyordum.
Yanlız kalmak çok zordu bir gün başka biriyle tanışmıştım onla iyi anlaşmaya başlamıştık. Onu yurdundan alıp gezmeye giderken karşıma o çıktı ve bende yeni tanıştığım kişinin hemen elini tuttum ve onu kıskandırmak istedim.
Arkadaşlar devamını sonra yazıcam kafamı toparlamam lazım…

Hayatın aşkı..

Hayat çok şaşırmıştı, Alper onunla ne konuşacaktı ki? Hemen Buğra’yı aradı ve mesajı anlattı. Buğra cevap vermesini istemedi ama Hayat cevap verip konuşmak istiyordu o gece açılışa onun için gitmediğini söylemek istiyordu en azından. Buğra Hayat’ın ısrarlarına dayanamadı istemese de kabul etti.

Hayat telefonu kapatınca hemen cevap yazdı. Kızlarla buluşacağı yere çağırdı Alper’i o da kabul etti. Saat bire on beş kala Hayat gelmişti ve Alper ordaydı. Alper:

-Merhaba Hayat geldiğin için teşekkür ederim.

-Merhaba Alper önemli değil benim de söylemek istediklerim vardı.

-Öyle mi? Tabii buyur söyle.

-Yok önce seni dinliyorum.

-Peki sen bilirsin.

-Hayat belki fark etmişsindir okulu bıraktım.

-Evet.

-Bir nedeni müzikti bir nedeni sen.

-Ben mi? Nasıl yani?

-Hayat ben seni unutamadım.

-Neden terk ettin o zaman?

-Bunu sorma lütfen ama anla beni ben hala seviyorum seni, cafenin açılışında gözlerimi
senden alamadım işte o zaman fark ettim kendimden sakladığım gerçeğimi. Bana küçük bir fırsat verecek misin?

Hayat çok şaşırmıştı, tam cevap verecekti telefonu çaldı arayan Buğra’ydı.

-Özür dilerim Alper buna cevap vermeliyim.

-Peki.

-Efendim aşkım ne oldu?

-Geldi mi konuştunuz mu aşkım?

Hayat telefonda konuşurken Alper her şeyi duymuştu. Arayan bir erkekti ve Hayat ona aşkım diyordu. Hayat telefonu kapatınca Alper’e tam bir şey söyleyecekken Alper konuştu:

-Seninde beni sevdiğini sanmıştım meğer sen kendine sadece sevgili arayan bir kızmışsın
hemen yeni birini bulmuşsun yazık acıdım sana değmezmişsin.

Hayat bir şeyler söyleyecekti ama o kadar hakaret karşısında hem dili tutulmuştu hemde Alper çoktan gitmişti. Hayat birden Adile’nin sesiyle kendine geldi:

-Hayat cevap versene Alper’in senin yanında ne işi vardı?

Hayat, Adile’nin evine giderlerken yolda olan biteni anlatmıştı kızlara. Hepsi çok şaşırmıştı
anlam verememişlerdi Alper’in dediklerine…

Hayat artık isyan ediyordu ben bunları hak edecek ne yaptım diye? Buğra ve kızlar sakinleştirmeye çalışsalar da Hayat kendine gelemiyordu.

Buğra korkmaya başlamıştı eğer bu kadar çok etkilendiyse Alper’in sözlerinden hala onu seviyor demekti yoksa hiç önemsemezdi.