Eylül..

Zifiri karanlığın kör noktasından sesleniyorum sana
Yalnızlığım ve sensizliğim bir tokat gibi çarpıp duvarlara geri dönüyor
Sessizliği yaşarken sarhoşçasına isyan ediyorum ayrılıklara
Ve sensizliğe koşuyorum kader oyununun son perdesinde
Ölüme koşar gibi kor ateşlerde yanar gibi
Eylül;kaybetmeden seni anlayamamışım ismindeki esrarı
Meğer bütün ayrılıkları toplayarak hayattan
Acıdan bir duvar örmüşüm kendime
Sensiz sessiz ve çaresiz eylül
Sana olan duygularımı anlatmak o kadar zor ki
Buna ne karmaşık duygularım izin verir
Nede boğazımda düğümlenen hıçkırıklar
Eylül;öylesine sevmiştim ki seni
Sen yollarımın biricik ödülü
Belki ilk armağanıydın
Gecelerin sessiz ve ürkütücü karanlığında
Varlığına sığındım kaç kez
Doğan her güneşin pırıltısında
Sevgini süzdüm yüreğime
Esen yelin serinliği götürdü beni
Senli mutlu umutlu yarınlara
Şimdiyse eylül
Hep ayrılık motifleriyle süsledik ılık duygularımızı
Zaman en be an sensizliğe koşarken
Ben yenik,yılgın ve çaresizdim bu oyunda
Zamansız doğan güneşim
Benliğimi alıkoyan sebebimdin…

Yenildim sonunda..

Düş’tün gönül gözümde..

Yenildim Sana..
Neden ah yâr?
Ne oldu bize?
Yenildim sana..
Düşümüzde yoktu bu..
Yenilen ‘hayat’ olacaktı kahraman ‘biz’..
Bulamıyorum seni; yittin bittin..

‘Başkalarının’ şiirlerinde kavuşuyorum sana.
‘Özlemim’ oldun kaldın. Vuslat yok önümüzde..
Korkuyorum yanıyorum ağlıyorum..
Kötüler içinde iyi kalma savaşımı kaybetmek üzereyim. Mecalim kalmadı..

Nasıl dayanıyorsun bensiz?
Rahat uyuyabiliyor musun?
Yoksa sen de ben gibi uykuya hasret misin?
Geceler yoldaşım olmaktan çıktı artık canımı yakıyor..
Gecem ”ihanet” etti bana. Çaldı kelimelerimi ‘lâl’ oldum..
Sesim yetişmedi sana ‘sus’ kaldım..
Yalnızlık yeni dilim oldu. Zaman geldi yalnızlığım da bıraktı beni. Ben bana kaldım..
sustum!

Acizdin sen..|hiç olmadığın kadar|evet hatalıyım evet suçluyum dememek için |yaLanca| sustun..
Susmalarıma susmalar ekledin..
Bunu kaldıramayacağım gelmedi hiç aklına..
Nefesimsin derdin bana..
Nefesin nefessiz kaldı
Boğuldu boğulacak
Nerdesin yâr?
Yoksun..

Huzursuzum mutsuzum..
Karanlığıma çare yok..
Söylenmemiş sözlerimi ağlıyorum içimde..
Yâr’imdin yaram oldun..
Gecem çağırıyor beni yine ”ıhanet”vakti..
Dilimde yine o şiir;

”aklımdan çıkardım aklını aklımsız kaldım..”

Alıp başını gitmek..

Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasına
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı sey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istedigi üç şey” falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir..
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hani kendimizden razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
öbür yanımız “otur” diyor.

“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma dugusu…
En kötüsü alışkanlık
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler…
Bir çocuk daha doğurmalar…
Borçlara girmeler…
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

“Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az
Sadece kaymak tabakası
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün
Sabah 9, aksam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağir olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun… istemek de güzel

Aşk Kelimeleri..

Bana kalsa gökyüzündeki tüm yıldızlar yerine bütün insanlara .Senin gözlerinde ışlıdayan bir çift yıldızı gönderirdim.
Ya durgun olmalı deniz ; ya durmalı ya da kudurmalı, Sonuna kadar saplanamayacksa hançer kınıda durmalı , Seven ölene dek sevilmeyecekse baştan unutulmalı.
Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel , Herkesin sevmeyi haketmeyeceği kadar özelsin.
Sen dünyaya sürgün bir meleksin .Ve ben seni o kadar çok seveceğimki .Bir daha cennetine dönemeyeceksin
Ne seni unutmak gibi bir çaba var yüreğimde,Nede aşkımı körükleyen bir rüzgar , Ne seni görmeden durabilecek kadar güçlüyüm, Ne de kaybetmeye dayanacak kalbim var.
Sevgi bir yıldızdır yanıp sönen , Masmavi bir düştür gökyüzünde hiç ölmeyen , Sevenlerin mumudur sevgi , Eriyip de hiç bitmeyen.
Eğer birgün sevmek istersen önce kendini sev,Daha sonrada istersen beni,Ama beni; beni sever gibi değil kendini sever gibi sevmelisin, Çünkü ben seni öyle sevdim.
Bir gün gelip soracaksın beni mi daha çok seviyorsun yoksa Tanrı’yı mı diye…Ben hiç düşünmeden Tanrıyı diyeceğim ve sen küsüp gideceksin.
Ama nereden bileceksin içimdeki Tanrının sen olduğunu…
Hayatta üç şeyi sevdim; seni, kalbimi, ümit etmeyi…Seni sevdim, sensin diye, kalbimi sevdim, seni sevdi diye, ümit etmeyi sevdim, Belki seversin diye…
Birgün biri çıkıpta güneşe adını buzla yazarsa ,Bilki o seni benden daha çok seviyor…
Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel , Herkesin sevmeyi haketmeyeceği kadar özelsin.
Yaşamak gecenin tüm karanlığına rağmen, Buğulu bir cama güneşi çizebilmektir.YAŞAMAK DİRENMEKTİR !
Ağlamak istiyorsanız asla yapmayın.Çünkü, bir yerlerde sadece sizin bir gülüşünüz için,Yaşayan birileri mutlaka vardır.
Eğer bir gün aşkın ölürse onu doğduğu yere göm kalbine.

Karadut Hikayesi..

Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe delikanlınınsa Piremus. Komşu olduklarından birlikte büyüdüler. Çocukça başlayan aşk ateşi, serpildikçe onlarla birlikte büyüdü. Aileleri hiç istemezdi görüşmelerini. Birbirlerine uygun olmadıkları düşünülürdü nedense? Oysa onlar ölesiye bir aşk beslemeye başladılar birbirlerine. İkisinden başka kimselerin bilmediği bir sırları vardı. İki evin arasındaki gizli çatlak. Bazı geceler gizlice bu aralıkta buluşur, birbirlerine seslerini duyurup aşklarını sözcüklere dökerlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe, ağaca Piremus’dan önce varmıştı. Gittiğinde, avını yeni yemiş, ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bir mağaraya doğru koşmaya başladı. Boynundaki eşarp, farkında olmadan düşüverdi.O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup, kalmıştı. Kocaman aslan, ağzında kanlarla birlikte, biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey, aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispe’siz yaşayamazdı. Aklından geçen, sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içindeki cansız bedeni yere düştü. Tispe’yse korkusunu bir kenara atıp, bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde, o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus’un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbı tutuyordu. Tispe sevdiği gencin elindeki eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı herşeyi. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri çekip çıkardı ve kendi göğsüne götürdü. yaşadıkları ölesiye derin bir aşktı ve onları ölüm bile ayırmamalıydı. Az sonra sevgili Piremus’un bedeninin üstüne yığıldı.O anda Yaratıcı bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı, onların aşkına adadılar. Piremus’un kanını bu ağacın meyvalarına, Tispe’nin gözyaşlarınıysa, ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dutun çıkmayan lekesini, dut ağacının yaprakları temizler… Bilir misiniz dut ağacının meyvasının lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız, lekenin yok olduğunu görürsünüz…

Hep aynı sorun..

Çağın en önemli hastalıklarından biri depresyon. Gazete ve dergilerde, televizyonlarda, internette hep bu soruyla karşılaşırız: “Depresyondan nasıl kurtulabilirim?”

İmanın getirdiği güzel ahlaktan uzak olmanın sonuçlarından biri olan depresyona karşı en güçlü ilaç Allah aşkını ve O’na teslimiyeti yaşamak. Din ümit ve iyimserlik duygusu vererek depresyonu azaltır. İnsanın, yaşanan acıları pozitif algılamasına ve her olayın bir hikmet ve hayırla yaratıldığını kavramasına yardımcı olur. Kalpte Allah inancı varsa çeşitli inançlar ve ideolojiler orada çatışamaz. Böylece insan, çatışmadan doğan o yıpratıcı tedirginlikten kurtulur.

Depresyonda, her rahatsızlık durumunda olduğu gibi, beslenmeye dikkat etmek, bol su içmek, sık duş almak, spor yapmak, toprakla uğraşmak ve uykuya dikkat etmek önemli. Bunlar alınabilecek bedensel tedbirler.

Ruhsal açıdan alınabilecek önlemler çok önemli kuşkusuz. Örneğin her şeye hayır gözüyle bakmak, güzellikleri aramak, iyilikte bulunmak, öfkelenmekten şiddetle kaçınmak. Kimseden nefret etmemek, dargın durmamak hatta dargın olduklarıyla barışmak. Ve etrafındaki insanların aleyhinde olmamak, kimseye düşmanlık etmemek gibi… Aksinde insan strese girer, yaşamı kabusa döner. Düşmanlık, kin ve nefret insanı müthiş yorar, hasta eder. İnsan bedeni bunları kaldıramayacak biçimde yaratılmıştır. İnsan zayıf yaratılmıştır buyurur Allah. Çok fazla kişiye karşı nefret duyuyorsa insan, bedeni bunun ağırlığı altında ezilir.

Kişi kötü sözden kaçınıp, güzel söz söylemeli, güzellikleri aramalı. Örneğin evinde çiçek yetiştirmeli ki insan her an güzelliklerle karşı karşıya olsun. Birlikte yaşadığı yakınlarına nezaketli davranmalı, gerilim ortamlarından kaçınmalı. Çevresinde kavgacı karakterde birileri varsa onları da güzel söz ve davranışta bulunmaları konusunda uyarmalı. Sinirli, öfkeli, sürekli gerilim çıkaran insanla birlikte yaşamak insanı çok zorlar. Bu yapıdaki kişiler şayet uyarıları dinlemiyorlarsa, onlardan uzak olmalı.

Ancak tüm bu saydıklarımın da üzerinde, en önemlisi; insan Allah’ı aşkla sevmeli. Dünyadan geçmeli, dünyevi hırsları bırakmalı, Allah’a ve yarattığı kaderine tam teslim olmalı. Her şey olacağına varır; insan isabet edecek hiçbir musibeti engellemeye güç yetiremez.

Her şey haktır çünkü Rabb’imizden gelir. Her şeyde hayır görmeli çünkü şer gibi görünen de hayırla yaratılır. Hastalansak da kötü bir söz işitsek de hayır gözüyle bakmalıyız. Birinin bize düşmanlık yapmasında dahi bir hayır ve hikmet vardır. Allah inanan kulları için her olayı bir güzellik, bir hayır ve incelikle yaratır. Bu gözle; iman gözüyle bakmalı ki insan, depresyondan uzak olsun.

Ruhî Bunalımlar ve İslâm Ruhiyatı adlı eserinde Dr. Mehmet Tevfik Özcan şöyle söyler: “… Dini istikamet üzere giden ve bu istikamette yol alabilen müminlerde akıl hastalığı hiç görülmüyor, görülmez de. Akıl hastalığı ve her türlü ruhî teşevvüşata(bulanıklıklara) bağlı nörotik şikâyetler, psiko-somatik bir yığın uzvî hastalıklar ve davranış bozuklukları, ancak şahsın dini istikametten uzaklığı nispetinde meydana çıkmaktadır.” (Özcan 1985, 117)

Ahiret inancı ölümsüzlük arzusuna, dünya hayatında kimi zaman bulamadığı adalet ve gerçek mutluluğa, yaptığı salih amellere karşılık bulma umudu olması nedeniyle insanı depresyon ve stresten uzak tutar, ümitvar ruh haline kavuşturur.

Cennette üzülmek, korkmak, tedirgin olmak, gerginlik, kin, nefret gibi olumsuz hiçbir duygu yoktur. Allah orada insanların rahatsız olacakları, sıkılacakları hiçbir duyguyu yaratmamıştır. İnsan istese de mutsuz olamaz; yalnızca yoğun mutluluk duygusu yaşar.

Cennet ehlinin şuuru açık, aklı berraktır, düşünceleri hep pozitiftir. Şeytanın etkisi olmadığı için vesveseden de uzaktır. Dolayısıyla ne şeytanın, ne de sözcüsü olan nefsin bir gücü yoktur. Dünya hayatında bela olan nefsin istek ve tutkuları ortadan kalktığı için insan huzur, coşku ve sevinç içindedir. Acıkma, üşüme, sıcaktan bunalma, uyku ihtiyacı da olmayacağından insanın üzerinden adeta tonlarca ağırlık kalkmış gibidir.

Cennetteki nefis, mutmain nefistir. Dengeli, makul, tam tatmin olmuş nefistir bu. Allah, cennet ehlinin içinde kin ve nefretten ne varsa çekip almıştır.

Depresyondan uzak olmak için Allah’a yakın olmalı, O’nu anmaktan uzak kalmamalı. Kafamız Allah ile dolu olursa, şeytan girecek bir yer bulamaz. Nefsimizi de ortadan kaldıralım; insan nefsiyle birlikte olduğunda bencilleşir, büyüklenir; asla mutlu ve huzurlu olamaz. Şeytanın telkin ettiği korku ve endişelerden sıyrılıp, Rabb’imize halisane teslim olduğumuzda mutmain olur kalbimiz. İşte o zaman-Allah’ın dilemesiyle- batınında da cenneti yaşayabiliriz.

Yürek..

Elde avuçta kalan sevgiyi şiirlere ayırdım.
Hüznüm uyandırdı bu sabah, alnımdan öptü.
Demli bir yalnızlıkla karşıladım günü.
Telefonuma baktım, ne mesaj ne de cevapsız arama, süs eşyası olarak büfeye kaldırdım.
Geceyi benimle geçiren bir şarkının dudaklarına asıldım, kanattım.
İçimde incinmiş bir çocuk, boş gözlerle bakıyor etrafına.
Hatasını kabullenen bir yürek daha kaç zaman yaşayabilir sessizlik içinde? ..
Ve hatalar insanlara mahsusken, çocuklar neden cezalandırılır sadece sevgi bekleyen yüreklerin gözünde? …