Suskunluğuma ilişme..

hüznü yandı bugün gözlerimin…
feri söndü…
seni aramak her bir sevda kokan satırlar da….
ve her seferinde eli boş dönmek kapıda beni bekleyen bir sevdaya….
hani en çok kanatan canım!….
o gözlerimde seni arayan çocuk bakışlı sevdaya ‘yine gelmedi’ demekti ya…

boşver git!..sen hiç olmamışsın ki aslında…

yaşanılanları koca bir yalan edip….
kapıları ardıma kadar kapa da git sevdiğim!…
ben artık aşkı aramıyorum senin kuytularında…
nerede kaybettiysen….
bırak kalsın orada!….

beni bana bırak ve git!..
zincirle yüreğimi kapının koluna…
ve bütün perdelerimi kapa…
ışıkları da söndür!…
karanlıklar yakışır benim yalnızlığıma….

bu yorgunluğun sonu-başlangıcı yok!…
bu hiçliğimin öylesi-böylesi yok!…
sil beni düşünme!…
ben doğarken bile yalnızdım hatırlasana…
boşver…sen git!…
ama kapıları sıkıca kapa..
ışık girmesin artık dışarıdan….
beni yokluğuna göm ve git!…
‘kal’ demek yakışmaz benim dudaklarıma….

bu sevdayı bir türlü yakıştıramadım üstüme…
ya ben beceremedim ya da sen giydiremedin…
artık önemi yok!
şimdi kirli bir gömlek gibi…
çıkar at üzerimden getirdiğin bütün ümitleri…
alıştım soğuklar da çırılçıplakyalınayak kalmaya…..
‘canım’ dediğim seni..canına göm ve git beni!…
ilişme yaralarıma…..
sustum şimdi!…. bebek kokan yalnızlığıma…
ilişme suskunluğuma!..

sensizlikmiş yakışan üstüme….
bana giydirdiğin bütün güzel sözleri sök al dudaklarımdan!…

seni arasam da üstü kapalı sen kokan şarkılar da…
boşver yine de sen beni!…
ben de seni gömerim ölümden üste gidenler mezarlığıma…
gerçi yer kaldımı?…
hani çok kişide yok baksana…
hep senin cesetlerin kokuyor her bir tarafta..
meğer ne çok öldürmüşüm seni de…
hala savaş veriyorsun canımda…
sen en iyisi beni sana göm de git!…

Bir tek hayalin kaldı..

ir hayalin kaldı şimdiler de…

Ne gece karanlığı ne de toz bulutusun çöllerde…Üşüyorken sıcağında serabında susuzluğumu gideriyorum. Eksile durayım kendimden tüm bencilliğinle daha da büyüyorsun. Duygu yoksunu nekes adam! Acılara gelince alabildiğine cömert oluyorsun. Bir damla mutluluk istemiştim ızdırap okyanusunu içirdin dudaklarından. Boğazımda düğümlense de her yudum yar elinden zehir tatlıydı baldan…

And içmiştik uğramamaya ayrılık istasyonlarına. BİZ sevda trenine zaten hiç binmemişiz. Özlem yüklü vagonlar da yoldaş ettiğim yalnızlığımla her durak da bir yalnız daha katıyorum yolcuların arasına… El sallarken geride bıraktıkları sevdasızlara gözlerinden çağlıyor kan damlaları yürek çarpıntılarıyla…

Hasretin debisinde boğulmaya hükümlü intihara zorladığın ateşe verilmiş sayfalar dolusu kadınlığımı; külleriyle sovuryorum denize… Akıntıya kapılan zerreciklerim belki bir gün bulaşır eline yüzüne tenine…

Kimseye dokunmamıştı henüz elleri..

Kimseye dokunmamıştı henüz elleri..Kirlenmemişti gözleri ve şimdi olduğu gibi güvensiz bakmıyordu hayata. Küçük bir kız çocuğu sayılmazdı ama yine de başına neler gelebileceği hakkında da hiçbir fikri yoktu. Birkaç başarısız üniversite sınavından sonra kaybettiği senelerini çalışarak yeniden kazanmak istiyordu. Yirmibir yaşında çalışmaya başlamıştı.
Hayat bir nehirse eğer bundan sonra daha hızlı akacaktı.

Tesadüfler sonucu belki de hayatın da yapabileceği en son işi ilk işi olarak seçmişti… İkna kabiliyeti olması gerekiyordu ki bu ve buna benzer özelliklerin hiçbirini taşımıyordu… Çünkü geçen son senesini okuduğu kitaplar ve derslerle geçirmişti. İş tecrübesi olmayan bir insandan verimli bir çalışma bekleniliyordu. Oysa o kendini büyük denize açılmış küçük bir sandalda acemi balıkçı gibi görüyordu. Ama tüm olumsuzlukların üstüne gitmiş kısa sürede elinden gelenin en iyisini yaparak işinde başarılı olmuştu…

Değişen hayatındaki en büyük değişimlerden birisi de artık bir sevgilinin oluşuydu.. Bu bir devrim niteliğini taşıyordu O’nun için. İlk kez yaşadığı hislerin bir daha hiç yaşamak istemeyeceği hisler olacağı aklından bile geçmiyordu. İlk üç ay mükemmel giden birliktelikte problemler çıkmaya başlamıştı ve kız ürküyordu bu durumdan. Ama seviyordu yani sevmek bu olmalıydı. İlk kez yaşıyordu böylesine bir heyecanı. Onu düşününce nefesi kesiliyordu. Sonrasında da nefesinin çok başka boyutlarda kesileceğini nerden bilebilirdi ki?

Heba ettiği değerleri düşünüp kahroluyordu. Önce kılık kıyafet ve arkasından insanlardan soyutlanmakla başlayan bir döneme girmişti. Zaten üç beş tane olan arkadaşlarıyla bütün bağı kesilmişti. Aşka sonradan ismini koyabildiği erkek egemen toplumun ataerkil yaptırımları damgasını vurmuştu.

Yaptırımlar sürüp gidiyordu ama kız hala seviyordu ve bu esaret onu güçsüz bıraksa da kaybetme korkusu yaşadığı için direniyordu. Geçeceğine inanıyordu ve bu inançla ayakta duruyordu. Zaman aktıkça sevgilisinin talepleri değişiyordu. Çalışmakta olduğu işi onu yoruyordu.Üstelik hayal kırıklığı yaşadığı bir ilişki yaşıyordu ve gücünün tükendiğini hissediyordu.

Yedinci aylarıydı sevgilisi artık açık açık isteklerini söyleyebiliyordu. O ise her defasında ürkekçe isteklerinin yerine getiremeyeceğini anlatıyordu. Sonunda sevgilisi iki seçenek koymuştu ortaya ya arkadaşlıkları bitecek ya da onun istediği gibi devam edecekti…

“Allah’ım bu nasıl bir sevgi? İnsan sevdiğine kıyar mı? ”

Hep bunu düşünüyordu ve ilişkiyi sorguluyordu kendince ama ayrılma fikrini aklının ucuna bile getiremiyordu. Sevdiği insana güveniyordu ve kendisine zarar verebileceğine olanak vermiyordu. Sadece o noktaya kadar yapıp yapamayacağını test ediyor olmalıydı. Son zamanlarda odak noktaları bu konu olmuştu ve bu tartışmalarla birkaç ay daha geçmişti… Artık bir karar vermesi ve bunu sevgilisinin yüzüne bakarak söylemesi gerekiyordu.

Konuyu sonuçlandırmak için bir yerde buluşacaklardı. Ve buluşmuşlardı. İlişkiye devam etmenin tek yolu buydu. Ama yinede son sözünü söylemişti

‘Yapamam! ’…

Ağlamaktan gözleri şişmiş ve önünü göremiyordu. Son bir deneme yapalım ama bu olmasın diye yalvarıyordu. Sevgilisi kabul etmiyordu ve artık kalan tek seçenek olan ayrılık için kapı son kez açılmıştı…
Kapı en fazla on adımlıktı ama kapıya giderken yüzlerce binlerce şey düşünmüştü.

Kısa sürede ne yapmalıyım diye aklından geçenleri sıraya koydu. Sessizce düşünüyor ve medcezirlerde gidip geliyordu.

-Bu insan benim hayatım da ilk ve son olacak onu canımdan geçecek kadar çok seviyorsam bunu yapabilirim…

-Yapamam. Annem babam… Onların yüzüne nasıl bakarım?

-Onu çok seviyorum… Allah’ım yardım et!

-Hayır zaten yapmaz bana böyle bir şey tek şansın var ve belki iki dakika sonra onu tamamen kaybedeceksin dön…

-Çık git bu kapıdan…

-Dön ve ne istiyorsa yap her şey güzel olabilir…

-Hayır annem babam yapamam…

-Yapabilirsin dön bırakma! ………..”

Döndü ve çıkamadı kapıdan. Şimdi ayağa kalkmıştı sevgilisi ve yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı O hala..

-Tamam canım ben sadece bunu yapabilecek misin görmek istedim.’ deyip vazgeçmesi için dua ediyordu ama sevgilisi kendisine yönelmişti… Kız yutkunamıyordu daha çok ağlıyordu sevgilisi kıyafetlerini çıkarmasını istemişti. Kendisi de soyunuyordu ve hiç tereddüt yoktu yüzünde. Kız bedeninin hiç bu kadar acı çekebileceğini düşünmeden gelmişti bulundukları yere ve orada o anda ruhunu teslim etmeye bile hazırdı… Ve artık çok geç demek için bile çok geçti… Bu dayanılmaz bir şeydi ve ince bir sızıntı hissetti. Cılız bir akıntı.. Elleriyle kendini kontrol ettiğinde hayatının artık ellerinin arasından kaydığını ve hiçbir şeyin eskisi gibi ya da güzel olmayacağını anlamıştı…

Sonsuz öyküm…

Hayatla mücadelemde saflarımın çoğunu kaybettiğim günlerdi. Birbirinin aynı olan günlerde bana uzatılan her dalı işte beni kurtaracak dal diye hiç geri çevirmeden tutuyordum.
Daha elimi uzatır uzatmaz kırılacağını biliyordum oysa yenilgiyi asla kabullenmeyen beynim, sevmekten hiç yorulmayan yüreğim, alarm zilleri çalıyordu sanki ikisini de kaybetmek üzereydim.
Ben, ben olmaktan çıkıyordum. Bunu fark ettiğim anda bir şey yapamamanın acısıyla gittikçe kabuğuma çekiliyordum. Zevk aldığım hiç bir şey istemiyordum. Ne beklediğimi de bilmiyordum. Bitmeyen geceler, huzursuz uykular, uyanmak istemediğim sabahlar birbirini kovalıyordu.
Geleceğe dair umutlarımın birer birer beni terk ettiği o günlerde sürpriz yaptın sen bana birden çıkıverdin karşıma işte.
Yüreğim yeniden canlanmaya başladı. Nasıl olduğunu unuttuğum gülümseme yeniden yayıldı yüzüme. Kabuğum kırıldı, karanlık dağıldı, umutlar yeşerip içimdeki yerini aldı.
Sabah olsun diye odaları arşınladığımı gecelerin bitmesini istemiyorum artık. Çünkü sen varsın. Seni yaşamak istiyorum.
Yaşadıkça çoğalacaksın. Sonsuz bir keşfe çıkacağım seninle. Her gün yepyeni şeyler bulacağım sende keşfetmekten, seni öğrenmekten hiç bıkmayacağım.
Yastığa başıma koyup gözümü kapadığım da içimi sonsuz bir huzur kaplayacak biliyorum. Aylardır uyuyamadığım uykuları bir çırpıda uyuyacağım. Yürek çarpıntılarıyla dolu karanlık saatler bitecek. Gecemi de gündüzümü de sen dolduracaksın. Senden öncesine ait ne varsa hepsini döktüm denize. Kimselere vermeye kıyamadığım maviyi getirdim sana, al ve yerleştir yüreğine.
Seninle birlikte yenilendiğimi hissediyorum.
Her sabah yeni güne değil, mutluluğa uyanacağım. Her sabah bütün hücrelerimin sanki ilk kez o gün doğmuşlar gibi harekete geçişini hayret ve heyecanla izleyeceğim.
Sesini duymak gücümü artırıyor, tükenmeyecek bir enerji veriyor.
Sen benim için bir şanssın. Hayat her zaman böyle şanslar sunmaz insana. Sunduğunda da bunun değerini bilmek gerek. Ve ben, Hayatın bana verdiği bu şansı sonuna kadar kullanmaya kararlıyım. Bir öyküsün sen artık hep yazılacak ama sonu hiç gelmeyecek bir öykü.