Öyle çok korkuyorum ki..

Neden bilmiyorum…gözlerim gözlerine yalan söyleyemiyor…

Benim için çok önemlisin…

Tahmin ettiğinden de çok…

Öyle çok ki korkuyorum…

Bir daha yaşam amacım olmayacağına…

Bir köşeye atılıp, fırlatılacağıma…

Karşılık bile değil…saygı bulamayacağıma…

Herşey birkaç kelimede gizli…

Ve onlar senin…

Sadece…

Senin…

Benim olansa …

Senle geçirdiğim zamanlar..

Seni dinlediğim …anlar…

Hayata inanışımın…insan olduğumuzu….

Anladığım anlar…

Sen çok şey kanıtladın bana….

Mesela yaşadığımı…

Saçların, gözlerin, ellerin aslında…

Ne kadarda güzel olduklarını…

Doğru insandayken…

Çok şey öğrettin bana…

Mesela yaşamayı…

Amaçları gösterdin…

Zordu ama sendin…onlar…

Sadece…

Sendin…

Bana korku nedir…öğrettin…

Kaybetmenin acısının ne büyük olacağını…

Çaresizliği…

Hiçbir şey yapamamayı…

Ağlamayı…çaresizce…

Bağlı olmayı…bağlanmayı…

Yitirince güvensiz kalmayı…

Her insanın sevgiye layık olmadığını…

Acıya karşı en korunmasız olduğum zamanın…

Sevdiğim zaman olduğunu…

En çaresiz olduğum zamanın ise…

Seni yitirdiğim zamanın olacağını…

Bir kadın ruhunda dolaşmak..

Bir kadın ruhunun çırılçıplak, ürpertici, karanlık ama bir o kadarda göz alıcı, dehlizlerinde tutkuyla dolaşmanın zevkine varan bir erkek, bugüne kadar heves duyduğu,arzuladığı, bedenlerde şehvetin kollarına atıldığı sevişmelerin ne kadar yavan olduğunu fark eder.

Düşünsel yeteneği,duygusallığı ne kadar gelişmiş olursa olsun erkek… bu kadın ruhunun dehlizlerindeki cennette; yağmurların kokusunu, bulutların güzelliğini, güneşin parlaklığını, çimenlerin ışıltısını, gökkuşağının o eşsiz renklerini…cehennemde ; ateşin yakıcılığını, fırtınaların şiddetini,gecelerin zifir karanlığını gördüğünde kadın doğasının nasılda bu kadar değişken ve anlaşılmaz olduğuna şaşkınlıkla tanıklık eder. Az önce sizi şefkat dolu kollarında teselli eden, sımsıcak saran bir kadının az sonra nasılda ulaşılmaz ve buz gibi olabileceğini, bununsa o kadının doğası olduğunu gören bir erkek, bütün kendini erkek sayma öğretilerine ve kendilerine tanrı vergisi olarak verildiğine inanılan “erkeklik gururuna” rağmen dehşete düşerek korkar…

“Erkekler kadın ruhundan anlamaz.” Denilmesinin sebebi,erkeklerin bütün kendilerini güçlü , korkusuz saymalarına, bütün gururlarına karşın bir kadın ruhunun dehlizlerinde kaybolduklarında ıssız ve karanlık bir sokakta fırtınaya tutulmuş bir kedi yavrusu gibi çaresiz ve yapayalnız kalmış hissetmelerindendir aslında.

Her erkeğin en az bir kez bir kadın ruhuna dokunmuşluğu, annesi de olsa o ruhun dehlizlerinde kaybolmuşluğu vardır. Ama en güzeli size aşık bir kadının, kendi ruhunun dehlizlerinde dolaşmanıza izin vermesi, siz keyifle karışık bir korku yaşarken, onun kendinden emin ve bir o kadarda keşfedilmeyi hevesle bekleyen bir arzuyla sizi izlemesidir.

Her kaybolduğunuzu sandığınızda size küçük ipuçları bırakması, siz o ipuçlarını bulup daha derinlere ilerlerken, büyük bir keşif yaptığınızı sanarak sevinirken, birden ne kadar büyük bir dehlizde olduğunuzu ve giderek kaybolduğunuzu fark etmenizle yarıda kalan sevincinizin hüznünü, kahkahalarla izlemesidir.Hiçbir erkek bir kadının ruhunda ondan izinsiz dolaşamaz veya onun bulunmasını istemediği bir dehlize girip orada kaybolamaz.

Eğer size aşık bir kadın ruhunu dehlizlerinde dolaşmanıza izin veriyorsa bunun size sunulmuş bir şans olduğunu, bir dünya seyahatinden bile daha keyifli, daha heyecanlı ve uzun sürecek bir seyahate çıktığınızı bilmeniz gerekir.Yanınıza bolca yolluk almalısınız. İlgi, sevgi, özen, tatlı dil, samimiyet, dostluk bu seyahatte yanınızda bulunması gereken ve çokta yer kaplamayacak yolluklardır.

Kadınlar ruhlarının dehlizlerinde kaybolmaktan korkmayan ,onlardan izin almaksızın girmeye ve dolaşmaya kalkmayacak kadar saygılı, ama yinede meraklarına yenik düşüp buna cüret edebilecek kadar cesur erkeklerden garip bir haz duyarlar.Aslında doğalarında ki bu belirsizlikten kendileri de her zaman tam olarak mutlu değildirler.

Keşfedilmeye ve erkeğin gösterdiği tüm çabaya layık görülmüş olmanın heyecanını yaşarken,bir yandan da keşfedilen dehlizleri arttıkça deşifre olup, kadınlık büyüsünün kaybolacağından endişe etmeleri de size bırakılan ipuçlarının azalmasına ve o dehlizlerde ilerlemenizi yavaşlatabilir ve sizi yorabilir…Hatta ruhunun dehlizlerinde çok ilerlediğinizi fark eden bir kadın size ne kadar aşık olursa olsun, büyüsünün kaybolacağı endişesiyle sizi hiç beklemediğiniz bir anda terk edebilir.Bu bir terk ediş midir yoksa yeni dehlizler oluşana kadar mı gitmiştir asla bilemezsiniz…

Bir kadın ruhunun çırılçıplak, ürpertici, karanlık ama bir o kadarda göz alıcı, dehlizlerinde tutkuyla dolaşmanın zevkine varan bir erkek, bugüne kadar heves duyduğu,arzuladığı, bedenlerde şehvetin kollarına atıldığı sevişmelerin ne kadar yavan olduğunu fark eder…

Ve yorulmayı göze alabilenler bir ömür boyu gerçek mutluluğa ulaşabilir ancak…

Eylül..

Zifiri karanlığın kör noktasından sesleniyorum sana
Yalnızlığım ve sensizliğim bir tokat gibi çarpıp duvarlara geri dönüyor
Sessizliği yaşarken sarhoşçasına isyan ediyorum ayrılıklara
Ve sensizliğe koşuyorum kader oyununun son perdesinde
Ölüme koşar gibi kor ateşlerde yanar gibi
Eylül;kaybetmeden seni anlayamamışım ismindeki esrarı
Meğer bütün ayrılıkları toplayarak hayattan
Acıdan bir duvar örmüşüm kendime
Sensiz sessiz ve çaresiz eylül
Sana olan duygularımı anlatmak o kadar zor ki
Buna ne karmaşık duygularım izin verir
Nede boğazımda düğümlenen hıçkırıklar
Eylül;öylesine sevmiştim ki seni
Sen yollarımın biricik ödülü
Belki ilk armağanıydın
Gecelerin sessiz ve ürkütücü karanlığında
Varlığına sığındım kaç kez
Doğan her güneşin pırıltısında
Sevgini süzdüm yüreğime
Esen yelin serinliği götürdü beni
Senli mutlu umutlu yarınlara
Şimdiyse eylül
Hep ayrılık motifleriyle süsledik ılık duygularımızı
Zaman en be an sensizliğe koşarken
Ben yenik,yılgın ve çaresizdim bu oyunda
Zamansız doğan güneşim
Benliğimi alıkoyan sebebimdin…

Aşk ve önsöz..

Karşılıklı sevginin Leyla’larda Mecnun’larda kaldığını anlamak için karşılıksız sevgi yaşamak gerekiyormuş. Birini sevmenin delice bir aşkla bağlanmanın güzelliğini yaşamak için hazan mevsimine gelmek olduğunu bilmiyordum. Meğer hayatta ne çok şey kaçırmışım…

Aşkın insanı büyüttüğünü olgunlaştırdığını da öğrendim artık. Bu yaşıma kadar kimse öğretmedi bana aşkın karşılıksız olduğunu, sadece gönülden sevenin bu acıyla kavrulacağını, sevilenin ise sevildiğini bilmeyeceğini… Yine teşekkür ederim sana karşılıksız aşkım!!! Bana hayatta öğretilmeyenleri öğrettin. Hiç kimseye hissetmediklerimi hissetdirdin. Hiç kimse için yapamayacaklarımı yaptım. Pişman mıyım? Hayır hiç pişman olmadım ve aşkını sonsuzluğuma saklarken bile mutluydum. Hayatımın son basamaklarında bana böyle bir aşkı yaşattın. Seni sevmeme izin verdiğin için teşekkür ederim Aşkım…

Sevgiliye bu kadar serzeniş çok görülmez umarım. Evet yaşadım gördüm öğrendim. Sevgi ve aşk sadece tek kişi tarafından yaşanabiliniyor. Aşkın karşılığı yok. Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir,karşısındaki sever mi sevmez mi hiç düşünmeden sever. Hep bekler sevecek diye ve sonunda görür ki sizi kırmamak adına hatır için kendini zorlayarak karşılık verme çabasındadır. Oysa ki herkes duygularında özgürdür ve kimse kimseyi zorla sevemez. Kırgınlık olmaz aşkta. Seviyorsan, gerçekten aşkını yüreğinde hissediyorsan bırakacaksın sevgiliyi özgürce kanat çırpsın ve nerede kiminle mutluysa
Tadına vararak yaşasın… O’nun mutluluğunu uzaktan seyrederek yaralarını sarmayı da öğrenmek gerekir…

Aşk yalnızlığı kabullenmektir…

Aşkın denklemi çözümsüz. Alışmak gerek sadece sevmeye. Sevilmeyi tatmadan da yaşamayı öğrenebilir insan. Ama birini sevmeyi birine sımsıkı bağlanmayı mutlaka yaşamalı. İşte o zaman hayatta bir yanlışlık olur…

Ve ön söz…

Seni sevdiğimi bil. Nerede olursan ol. Her zaman çok sevildiğini bil…

Elveda yaşam sebebim..

Kendimi bilmediğim bir sona hazırlıyorum. Tüm uğraşlar çabalar bunun için. Korkuyorum neyden korktuğumu bilemeden, ürküyorum. Hasret çekiyorum neye hasretim bilemeden, özlüyorum. Ve yaşıyorum ne için yaşadığımı bilemeden!! Öylesine bir hayat işte benimki.. tek başına tüm umutlardan mutluluklardan uzak. Sürekli bir şeylerden kaçıyor hissetmediğim duygular adına çaba veriyorum. Herkesi her şeyi geride bırakarak arkamı dönüp uzaklaşmak istiyorum yalnız çaresiz… yıldım artık kendime mücadelemden. Pes ettim!!

Sensiz geçen yıllarım vardı ya hani, hiçbir şey acıtamamıştı beni bu denli. Yine yalnız yine umutsuz ve yine çaresizdim ben. Eksiktin ama kimdin ki sen. Umursamıyordum bile. Kim olduğunu bilmediğim halde kaçıyordum senden. Yasamadan anlamak öyle zormuş ki meğer.. ve sen karşıma çıktın yeniden. İlk günlerde mutluydum bende. Mutluyum diyordum her önüme gelene onca yıldan sonra bende mutluyum. Herkese her şeye tüm yaşanmışlara rağmen mutluydum. Yavaş yavaş anladım senin için hiçbir şey ifade etmediğimi..

ve başlamalıydı artık mücadelem. Ne kadar zor olsa da senden vazgeçmeliydim. Gecelerce günlerce ağladım ama başaramadım senden bir adım dahi uzaklaşamadım. Ve hep bir gün senin baskasına aşık olacağından korkarak yaşadım. Hep bu sondan kaçındım. Ve gördüm işte. Sen başkasına aşıktın. Ben sana sen ona.. hayat değil mi işte? bu aşamadan sonra bitmeliydin benim için uzaklaşmalıydım senden çıkmalıydın hayatımdan. Gözlerine baktıkça daha çok acıyordu içim. Senden nefret ediyorum diye haykırmak istiyordum gözlerine bakarak.. sonra da saatlerce omzunda hıçkıra hıçkıra ağlamak. Sürekli düşündüm beni sana çeken ne diye. Hiç bir şey bulamadım belki de bu yüzden bu kadar çok seviyordum seni. Ve gözyaşlarımla süslediğim bu yazım senin içindi.

Artık başardım sen bittin benim için. BİTTİN!!

ELVEDA yaşam sebebim…

Acılara rağmen..

Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…

Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.

Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak… O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz.

Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikayetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur.

Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder.

Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz…

Sevdiğime ilkbahar..

Sevdiğime
zaman ilaçtı; unutturuyordu unutanı. yüreğimizden vurulan hep biz oluyorduk bu düelloda. sevgi ekili tarlalarımız vardı hasretlerle yanıp yok olan. sürgündeydi belki yüreğimiz, aşka…

göz yaşlarım zoraki tutunur kirpiklerime, depremdedir ismini sayıklayan dudaklarım, aşkının yıktığı yüreğimin enkazını taşır bedenim…

sevgin büyürken içimde,yokluğun çoğalır sayısını unuttuğun ıslak gecelerde… kaybettiğim sevdamın arkasından ağlar yüreğim. mutlulukların doğduğu yerde uyanmak isterdim seninle.

hasretini bıraktın bana aşkının yerine. bu yürek dayanır mı? bir ömür nasıl yaşanır sensiz. katilim olur acımasızca saplar hançeri sensiz geçen her saniye yüreğime. sesine, yüzüne, aşkına, sanadır haykırışlarım hıçkırıklarım… hatırlamaya çalışıyorum en son attığım o mutluluk dolu kahkahaları, o vakittir ki karşımda durur cansız bedenin çünkü gönlümün gülleri bir tek senin yanında açardı. her şeyi aldığın gibi gülüşlerimi de çaldın benden acımasızca.

buluşmalarımız vardı;yüksek çarpıntılarla karnımda olan o tuhaf hisle. önce kokun gelirdi hani sonra gül yüzünle karşımda dokunmaya kıyamadığın bedeninle. nasırlı ama kenetlendiğinde kendimi olabildiğine güvenli hissettiğin yumuşacık ellerin vardı, tıpkı pembe yastığım gibi..

kirpiklerinin arasından parlayan o ela şeyler, yüreğimin karşısında can verdiği şeyler. sana doymak mı?lügatım da böyle bir söz yoktu benim.

yalvaran gözlerle baktım ardından. çıkartma. çıkartma ne olur… sevdam sana çok yakıştı… doğum yerimdin büyüdüğün şehirdin, sendeydim senindim. sen artık bunu istemesen de.

daha dün iki sevgiliyken bugün iki yabancı olmuştuk. sonu yoktu diyenler haklı çıkmışlardı. gönül vazgeçmiyordu işte. sevilmese de seviyordu delicesine.

af dilemeye hazırdı yüreğim bu aşkın katili sen olmana rağmen.belki yanlıştı suçlu aramak yıpranmıştı ilişki. her şeyin bir sonu vardı öyle değil mi? hele güzel şeyler daha bir çabuk tükeniyordu. belki de bilinçsiz tüketiciydik her birimiz.

sol tarafım hep yarım, nefes alamıyorum. eskiden gülüp geçtiğim şarkılara şimdi içli hıçkırıklarla vokal yapıyorum. gözlerimi yumsam da ‘o’ ufuklara baksam da ‘o’… ne acıdır ki hayatım senle doluyken, ömrüm o sensiz geçiyor. en güzel gülüşlerimi sakladım sana göz yaşlarımı tüketerek. karşılaşmalarımızı düşlerim, yüreğimde o kadar büyümüştür ki; aslını görmek duyguların en tarifsizi gibi gelir. bambaşka bir şey: ne mahalle veletlerinin şeker sevincine ne de kainat güzelinin tâç sevincine benzer. sihirli.

mutlumudur sevdiğim merak ederim. Belki de mutlu olmanı dileyip sahtece, başka yürekte yakaladığın mutluluğu kıskanırım bencilce. seven kıskanırdı değil mi?bilip te anlamamazlıktan geldiğim o kadar çok şey vardır ki sana dair. hep sesiz çığlıklar atarım kimse duymadan.

içim her zaman en acıklı hoyratları söyler, göz yaşlarım hep nöbettedir ılık ılık yanaklarımdan süzülmeye. hiç bitmez yalvarışlarım, haykırışlarım, göz yaşlarım… ne uykusuz gecelerin, ne de ellerim semada tanrıdan dileyişlerimin sonu gelmez.

ey sevdiğim sanadır tüm sevgim,senindir her şeyim… gelmesen de beklerim. ama sen gel olur mu? her sevdanın sonu gibi olmasın bizimkisi.

gel sevdiğim seviyorum seni. ne yazmakla sözler biter ne de geceyle sevdam son bulur. bu can nefes aldıkça her solukta sen der.dön bitir bu hasreti. her şey yalandı seviyorum, geldim, seninim de.

söz dinlemeyen asi bir yürek bıraktın bana seni çok seviyormuş.
Ceren ———————————————————————–
İlkbahar
sonbaharda hep ayrılık çanları çalarmış bilmezdim bunu yeni öğrendim sen gidiyorsun gitmek zorundasın çünkü. herşey gönlünce olsun sevgilim yıllar geçsede dönmen için yüreğim seninle atacak gene ellerini bekleyeceğim seni bekleyeceğim sımsıkı sarılmak için gözlerini bekleyeceğim doyasıya içine bakabilmek için sensizlik çok koyuyor yüreğime ama sen gidiyorsun gitmek zorundasın çünkü. ben burada seni bekliyor olacağım şimdi ise yüreğim avuçlarımda kan ağlıyor gözyaşlarımı içime atamıyorum aslında sensiz değilim sen içimdesin.
sonbaharda ayrılık çanları çalarmış bana bir sonbahar günü gel gene ama bu sefer ayrılık olmasın ellerini sımsıkı tutayım gözlerine dolu dolu bakayım ve hiç bırakma tuttuğun elimi nolur yüreğimi al yüreğine sımsıkı sar içinde. ben seni unutamam sevdiğim sende unutma beni yüreğim seninle dolu yüreğinin bir köşesinde banada yer bırak olur mu?
sensizliğin içide kayboluyor bedenim seni o ilk hissettiğim gün dün gibi aklımda geceleri yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarım sel oluyor ıslatıyor yastığımı elimde değil artık bu şehirde olmadığını düşünmek bitiriyor beni aslında dışarı çıkmak istemiyorum çünkü sen yoksun, geçtiğimiz yerlerden geçmek istemiyorum çünkü seni hatırlatıyor atıcağım her adımda sen varsın çünkü ben hep senleydim hala da senleyim sevdiğim elini bir kez olsun kalbine koy gözlerini kapat ve beni getir gözünün önüne göreceksin her dk yanında olduğumu yalnız olmadığını ama ben yalnızım sevdiğim seni hayal ediyorum bütün gün gidişini son sözlerini bakışını… sensizliğin bu kadar acı verdiğini bilmiyorum sonbaharda ayrılık çanları çalarmış sevdiğim bana yine bir sonbahar günü gelde ilkbahara dönsün kalbim….

Sensiz üşümek..

Bu sana yazdığım son satırlar…

Bu dinlediğim son şarkı bizim üstümüze söylenmiş. Kilit vurdum kalbime, umutlarıma. Ne bundan böyle sevdaya dair bir şeyler beklenebilir yüreğimden ne de nefret edebilirim birinden. Ben hamal değilim ki; hep kahrını taşıyım ömrün. Alın artık üzerimden hayata dair ne varsa. Alın sevdaya dair acıları, paylaşın aranızda…

Sen sanıyorsun ki, kolay geliyor gidişin bana.. Arkanı döndüğün ilk anda gözlerim gülecek mi yeniden sanıyorsun? Söylesene! Sen ne sanıyorsun aşkı, sevgiyi, söylesene! Kolay olan, kaçmaksa, yalansa, vazgeçişse; ben zor olanı seçiyorum ve Seni Hala Seviyorum.

Sen öyle san, farzet ki her şey çok kolay… Gittiğini sandığın sen, giderken bende kalanlarını, yani seni, yani aşkı, yani bizi alamayacaksın benden…. Geri vermeyeceğim onları, benim onlar, bana ait.

Biliyor musun, acı olan asla gidişin değil.. Belki bir gün sevmeyi öğrendiğin de yanında ben olmayacağım.. Bir sabah gözlerini yeni doğan güne açtığında başkası olacak yatağında.. Benim içinse sadece “sen” var olacaksın baktığım her yerde… Ve işte ilk defa o gün sebepsiz ağlayacağım, o gün yağan yağmur gizlemeyecek gözyaşlarımı. Kim bilir belki de aynadaki hayalin ilk kez asacak suratını bana ve o sabah sensiz ve üşümüş uyanacağım!

Her şeyin bir bedeli var biliyorum ve bende bu bedeli ödüyorum. Ödediğim bedel sensizlik, yalnızlık, aşksızlık. Oysa yüreğim her şeye rağmen mutlu olmanı diliyor.

Seni bulduğum yerden başlıyorum yürümeye.. Seni düşünüyor ve gecenin ayazında üşüyorum. Veda bile etmeden gidişin geliyor aklıma, sadece susuyorum.
SENSİZİM ÜŞÜYORUM…

Delirmemin Bile Senli Bir Sebebi Olsun İstiyorum..

Hani olmaz ya, olsun istiyorum!!! Çık gel, istiyorum!!! ONCA ACIYI, ONCA SIZIYI, BU ANI GÖRMEK İÇİN YAŞADIN DEMENİ İSTİYORUM!!!… Ansızın öyle bir gel ki, hasretinle deli olmadan, seni gördüğüm an delireyim istiyorum!… DELİRMEMİN BİLE SENLİ BİR SEBEBİ OLSUN İSTİYORUM!… Anladın mı, SENLİ BİR SEBEBİ…

Nasıl özlemektir ki bu, aynadaki gözlerimde bile senin gözlerini görüyorum…

Mevsim ne olursa olsun, her sağanak yağmurda, sana koşuyorum ben, yalın ayak bir çocuk masumluğunda…

Yüreğime sığmayan aşkını, beynim almıyor!…Geçen bunca zamana rağmen, içimde küllenmeyen aşkın!!! Seni görsem, seni duysam, bunca özleminle hasretinle doluyken, olduğum yere düşer bayılırım herhalde!…

Sen bilirsin yüreğimin kumdan kalelerini!!! Güçlü gözüken ama bir o kadar da duygusal yürek kalelerim…

Özgürlük diye satır satır bağırırken, ömrümün en büyük esaretini senin aşkınla giyinmişim üzerime!!! Hasretin çekilecek dert değil, Sevgiliiiiiiiiii!!!…

Rüzgarlar kokunu getiriyor burnuma, hasret kilitliyor kalp kapılarımı…

Dağ tepesinde kekik kokusu, gün ortasında yağmurla gelen toprak kokusu, geceleri parmaklarıma sinmiş sigara kokusu oluyor kokun!!!

Hasretin beyaz sayfalardaki mürekkep izi, gözümden akıp ağzıma gelen gözyaşlarımın tuzlu tadı oluyor!…

Sen geliyorsun rüyalarıma, EŞKİYA URBALARINLA…

Hasretin düşüyor, en yıldızsız gecedeki dolunayın gözlerine… Sesin geliyor kulaklarımaa… Gecenin en sessizliğinde, yüreğimi delip geçen bir mermiye benzeyen sesin…

Kulağıma gelen senin sesin mi yoksa, hasretinle yüreğimde kopan fırtınaların sesi mi, inan bilmiyorum!!!

Gözlerini görüyorum, gözbebeklerimde… Hasretinle baştan ayağı sen olmuş hallerimde!

Hani olmaz ya, olsun istiyorum!!! Çık gel, istiyorum!!!

ONCA ACIYI, ONCA SIZIYI, BU ANI GÖRMEK İÇİN YAŞADIN DEMENİ İSTİYORUM!!!…

Ansızın öyle bir gel ki, hasretinle deli olmadan, seni gördüğüm an delireyim istiyorum!…

DELİRMEMİN BİLE SENLİ BİR SEBEBİ OLSUN İSTİYORUM!…

Anladın mı, SENLİ BİR SEBEBİ…

Küçük bir çocuk..

Ben ve yanlızlığım vardı uzun zamandır.Kimselere vermek istemediğim, bir türlü güvenemediğim bir kalbim vardı benim. Sen girdin hayatıma birden bire hiç beklemediğim bir anda. İzinsiz bir yolcu gibiydin, ben ise birçok zaferler kazanmış ve birçoğuna geçit vermemiş bir bekçi.Karşı koymak istedim diğerleri gibi. Ama bu sefer olmadı işte yapamadım, durduramadım seni. Bir şekilde dokundun kalbime ben istemeden. Sonra bir çocuk buldun bende daha benim bile bilmediğim, tanımadığım. Varlığından bile habersizdim oysa onun. Çok korktum ondan, çekindim çünkü o daha sadece küçücük bir çocuktu ve beni değil seni dinliyordu.Saf, tertemiz, dürüst, düşünmeden hareket eden, yalan nedir bilmeyen ve senden başkasını gormeyen bir çocuk. Ben yoktum artık bedenimde bir başkası vardı ve beni o yönetiyordu. Bu çocuk senindi ve korkarım senin kollarında büyümek istiyordu. Güvenebilirdin ona sarılabilirdin sıkı sıkı zaten gitmeyede pek niyeti yoktu. Oysa sen güvenmedin ona belkide güvenmek istemedin, onun yerine oyunlar oynamayı seçtin…

Senin yanındayken çok masum ve iyi gorunuyordu. Sürekli gülen, keyifli, konuskan, hayata bağlı… Ama sen birden bire gittin ve ben başbaşa kaldım o çocukla. Dışardan baktığımda tanıdığımı sanmıştım o çocuğu ama yanılmışım. Hırçın, inatçı, mızmız, susmak nedir bilmeyen, zaman zaman ağlayan bir çocuk olmuştu birden bire.Ve ben onunla nasıl başedeceğimi bilmiyordum. Bildiğim tek şey vardı, o seni yanında istiyordu. Ben de onu susturmak için tek çare olarak bile bile seninle oyununu oynadım.Ve bir söz verdim ona, bu hikayede iyi veya kötü bir son elde etmeden vazgeçmeyeceğime, çekip gitmeyeceğime…

Haketmediğim şeyler yaptın bana, senden duymak istemediğim sözler duydum, kimselere yapmayacağım şeyler yaptım. Çünkü o susmak bilmiyordu bir türlü, mızmızlık yapıp durdu, bir şekilde vazgeçip giderken hep yollarımdan dondurdu beni. Ve rahatlamadı içi bir türlü, bu hikaye böyle bitemez dedi ve hiçbir zaman yetmedi yaptıklarım zaten benim üzülmem veya canımın yanması umrumda değildi.

Oyunun kahramanı olmaktı istediğim ve bunun için uğraştım uzun süre, hiçbirşeyi bozmadan veya seni kırıp üzmeden bitmesini istedim oyununun ama olmadı işte. Olmadı diyorum çünkü sen birkaç ayrıntıya takılıp kaldın. Ellerimi uzattım sana ama sen tutmadın, bitirmedin oyununu. Ben kendimden küçücük bir çocuk için vazgeçmişken, böyle bu şekilde yaşamayı seçmişken, senden ise sadece oyunun sonunu değiştirmeni istemiştim. Çok mu fazlaydı bu isteğim gerçekten? Çok mu zordu istediğin şekilde bitmesinden vazgeçmen? Benimkinin yanında çok küçük bir istekti oysa…

Seninle buluşup buluşamamız adeta sadece bana bağlıydı ve bu benim hiç hoşuma gitmiyordu. Uzadıkça canım sıkıldı, özleminle çekilmez katlanılmaz oldu ve ben yoruldum, pes ettim sonunda. Ve tabi o susmak bilmeyen çocuk… Ve ben yıktım herşeyi. Çünkü gelmeyecektim artık bu kadardı gücüm. Benim kadar üzülüp acı çekmeni istemedim.Beni umutla beklemeni istemedim. Çünkü seven birinin elinde umutları varsa ve karşısındakini bir türlü kötüleyemiyorsa ne yaparsa yapsın ondan vazgeçemiyor.Hergün yollarını gözlüyor, bir haber alabilmek için her kapıyı zorluyor…İşte sadece bu yüzden bile bile üzdüm seni, canını yaktım, yok ettim o küçük çocugun umutlarını. Ama o çocuğa verdiğim sözümü tuttum, bir son yarattım hikayeye.
Ben senin vazgeçip gitmeni bekliyordum aslında, sadece bir veda bekliyordum…

Sonunda susturdum onu işte. Ama o bana küstü seni üzdüğüm için ve kaçtı gitti. Bilmiyorum şu an nerelerde, ne halde, ne yapıyor. Artık benden hiçbirşey istemiyor veya beklemiyor. Çünkü gayet iyi biliyor sana çıkan tüm yollarımı yıktığımı. Gayet iyi biliyor daha fazla birşey elimden gelmediğini. Sana gelmelerimin yasak olduğunu. Şimdi bir hücredeyim ben sözlerimiz ve yaptıklarımızla inşa edilmiş. Beni burdan çıkarmanın anahtarı sadece sende, senin sesinde, birkaç sözünde…

Kim bilir belki birgün bulabilirsin beni buradan çıkarabilecek gücü içinde. Belki affedebilirsin birgün beni aynı benim seni affettiğim gibi. Çünkü bilirsin çocuklar küsemez kimseye sadece dargın kalabilirler bir süre. Sonra unutulur gider tüm yaşananlar kocaman sevgi dolu kalplerinin içinde. Çıkarabilrsen beni işte o zaman hayal olmaktan kurtulur aşkımız ve belkide yepyeni bir sayfada tekrar birbirmizin oluruz.