Küçük bir çocuk..

Ben ve yanlızlığım vardı uzun zamandır.Kimselere vermek istemediğim, bir türlü güvenemediğim bir kalbim vardı benim. Sen girdin hayatıma birden bire hiç beklemediğim bir anda. İzinsiz bir yolcu gibiydin, ben ise birçok zaferler kazanmış ve birçoğuna geçit vermemiş bir bekçi.Karşı koymak istedim diğerleri gibi. Ama bu sefer olmadı işte yapamadım, durduramadım seni. Bir şekilde dokundun kalbime ben istemeden. Sonra bir çocuk buldun bende daha benim bile bilmediğim, tanımadığım. Varlığından bile habersizdim oysa onun. Çok korktum ondan, çekindim çünkü o daha sadece küçücük bir çocuktu ve beni değil seni dinliyordu.Saf, tertemiz, dürüst, düşünmeden hareket eden, yalan nedir bilmeyen ve senden başkasını gormeyen bir çocuk. Ben yoktum artık bedenimde bir başkası vardı ve beni o yönetiyordu. Bu çocuk senindi ve korkarım senin kollarında büyümek istiyordu. Güvenebilirdin ona sarılabilirdin sıkı sıkı zaten gitmeyede pek niyeti yoktu. Oysa sen güvenmedin ona belkide güvenmek istemedin, onun yerine oyunlar oynamayı seçtin…

Senin yanındayken çok masum ve iyi gorunuyordu. Sürekli gülen, keyifli, konuskan, hayata bağlı… Ama sen birden bire gittin ve ben başbaşa kaldım o çocukla. Dışardan baktığımda tanıdığımı sanmıştım o çocuğu ama yanılmışım. Hırçın, inatçı, mızmız, susmak nedir bilmeyen, zaman zaman ağlayan bir çocuk olmuştu birden bire.Ve ben onunla nasıl başedeceğimi bilmiyordum. Bildiğim tek şey vardı, o seni yanında istiyordu. Ben de onu susturmak için tek çare olarak bile bile seninle oyununu oynadım.Ve bir söz verdim ona, bu hikayede iyi veya kötü bir son elde etmeden vazgeçmeyeceğime, çekip gitmeyeceğime…

Haketmediğim şeyler yaptın bana, senden duymak istemediğim sözler duydum, kimselere yapmayacağım şeyler yaptım. Çünkü o susmak bilmiyordu bir türlü, mızmızlık yapıp durdu, bir şekilde vazgeçip giderken hep yollarımdan dondurdu beni. Ve rahatlamadı içi bir türlü, bu hikaye böyle bitemez dedi ve hiçbir zaman yetmedi yaptıklarım zaten benim üzülmem veya canımın yanması umrumda değildi.

Oyunun kahramanı olmaktı istediğim ve bunun için uğraştım uzun süre, hiçbirşeyi bozmadan veya seni kırıp üzmeden bitmesini istedim oyununun ama olmadı işte. Olmadı diyorum çünkü sen birkaç ayrıntıya takılıp kaldın. Ellerimi uzattım sana ama sen tutmadın, bitirmedin oyununu. Ben kendimden küçücük bir çocuk için vazgeçmişken, böyle bu şekilde yaşamayı seçmişken, senden ise sadece oyunun sonunu değiştirmeni istemiştim. Çok mu fazlaydı bu isteğim gerçekten? Çok mu zordu istediğin şekilde bitmesinden vazgeçmen? Benimkinin yanında çok küçük bir istekti oysa…

Seninle buluşup buluşamamız adeta sadece bana bağlıydı ve bu benim hiç hoşuma gitmiyordu. Uzadıkça canım sıkıldı, özleminle çekilmez katlanılmaz oldu ve ben yoruldum, pes ettim sonunda. Ve tabi o susmak bilmeyen çocuk… Ve ben yıktım herşeyi. Çünkü gelmeyecektim artık bu kadardı gücüm. Benim kadar üzülüp acı çekmeni istemedim.Beni umutla beklemeni istemedim. Çünkü seven birinin elinde umutları varsa ve karşısındakini bir türlü kötüleyemiyorsa ne yaparsa yapsın ondan vazgeçemiyor.Hergün yollarını gözlüyor, bir haber alabilmek için her kapıyı zorluyor…İşte sadece bu yüzden bile bile üzdüm seni, canını yaktım, yok ettim o küçük çocugun umutlarını. Ama o çocuğa verdiğim sözümü tuttum, bir son yarattım hikayeye.
Ben senin vazgeçip gitmeni bekliyordum aslında, sadece bir veda bekliyordum…

Sonunda susturdum onu işte. Ama o bana küstü seni üzdüğüm için ve kaçtı gitti. Bilmiyorum şu an nerelerde, ne halde, ne yapıyor. Artık benden hiçbirşey istemiyor veya beklemiyor. Çünkü gayet iyi biliyor sana çıkan tüm yollarımı yıktığımı. Gayet iyi biliyor daha fazla birşey elimden gelmediğini. Sana gelmelerimin yasak olduğunu. Şimdi bir hücredeyim ben sözlerimiz ve yaptıklarımızla inşa edilmiş. Beni burdan çıkarmanın anahtarı sadece sende, senin sesinde, birkaç sözünde…

Kim bilir belki birgün bulabilirsin beni buradan çıkarabilecek gücü içinde. Belki affedebilirsin birgün beni aynı benim seni affettiğim gibi. Çünkü bilirsin çocuklar küsemez kimseye sadece dargın kalabilirler bir süre. Sonra unutulur gider tüm yaşananlar kocaman sevgi dolu kalplerinin içinde. Çıkarabilrsen beni işte o zaman hayal olmaktan kurtulur aşkımız ve belkide yepyeni bir sayfada tekrar birbirmizin oluruz.

Koca bir boşluk..

İçim öyle acıyor ki koca bir boşluk yüreğimde yokluğun. Karanlıkların kapladığı yollarında kaybolmuşum. Nefes almak güç,yaşamak anlamsız, sensizlik dipsiz bir uçurum. Bense uçurumundan aşağı ümitsizce düşüyorum.

Şimdi, benden çok uzaklardasın sevginin ve umudun bittiği yerde, senin bitip sensizliğin başladığı yerde. Karanlıkta karalanıyor aydınlık yüzün, gitgide sen de yok oluyorsun yüreğinde.

Yüreğim bilmiyor ne hissettiğini. Elveda bile demeden çekip gidişinin sebebini soramıyor kimselere. Hasret rüzgarlarıyla ürperiyor içim, özlemin sel olup akıyor yüreğime. Dudaklarım da bir mühür söyleyemiyorum soranlara gözyaşlarımın nedenini.

Şimdi, sokaklarda esen başıboş rüzgarlar gibi sessiz ve durgunum. Ah keşke o rüzgarların getirdiği sıkıntıyı hiç duymasam,h ep mutlu duygularla dolaşsam, kalbimin üzerindeki ağırlığı alıp götürse şu rüzgarlar. Hafiflesem. Acıyla çarpmasa yüreğim,ayrılığın acısı kalbime vurmasa, gözlerim yaşlarla dolmasa…

Mutluluğum, göç eden bir kırlangıcın kanadında çok uzaklara gitti. Dönmesini bekleyemeyecek kadar yorgunum. Eğer bir gün dönerse tek umudum, gerçekten sevenlere miras kalsın mutluluğum…

Rüya gibiydi gelişin..

Biliyor musun ay yüzlüm , o gece hiç uyumadım .Mevsimlerden bahardı ,tabiatım yeşillenmişti.Çünkü çünkü sen gelecektin, nasıl uyuyabilirdim ki.Yüreğim öylesine serindiki içim içime sığmadı, kirpiklerim kapanmadı bir türlü, heyecanla yeni doğan güneşi selamlamayı bekledim. Yılların ardından ilk defa buluşacaktık seninle. Buğulu gözlerini tüm çıplaklığıyla ilk kez görecektim, dudaklarında yine tebessüm olacakmıydı resimlerindeki gibi. Yine titreyen sesin savuracakmıydı yüreğimi diyardan diyarlara. Uyuyamadım işte bir türlü. Sabahın ilk ışıklarıydı , o sabah ne kadar uzun sürmüştü , bulabildiğim en güzel kıyafetleri giyerek senin için yola koyuldum……

Gelişin öylesine büyük bir huzurduki , geceler boyu hayalini kurduğum düşlerimden bile daha güzeldi. Uzaktan gözlerini gördüm önce , beni üzeri yosun tutmuş yanlızlar rıhtımından kurtaran gözlerin , nasıl aydınlıktı öyle. Rengarenk giyisilerin içinde omuzlarına süzülen saçların ve o dudaklarındaki içimi rahatlatan gülüşün ne güzeldi…

Çok iyi anımsıyorum mevsimlerden bahardı , yağmur yürekli kentim sen geleceksin diye güneş açmıştı. titreyen dalları yeşermişti ağaçlarımın, kelebekler bile sevincime ortak olmuştu. oysa senden önce hüzün yağardı düşlerime. hayran bakışlar tanıştı önce , ardından utangaç davranışlar.Önce seni seyre durdum uzun uzun , içime akıtıyordum doyumsuz güzelliğini. Senin ise yanakların kızarıyordu , karşındaki hayran gözlerin ardında.Nereye gideceğimizi konuşamadanyürümeye başlamıştık tutku sahilinde. Mutluluk rüzgarları sürüklüyordu bizi, belli ki sende mutluydun. Hem duygularımız, hem gözlerimiz hemde dudaklarımız konuşuyordu.Uzun kirpiklerinden sıcak rü
Bazen oturduk , bazen yürüdük , zaman hızla ilerliyordu. Zamanın durmasını arzuluyorduk çünkü çok mutluyduk. Ama sabah başlayan güneş batmak üzereydi , akşam oluyordu ve sen gitmeliydin. Ayrılığın hüznü yansımıştı gözlerimize o gün bir hayal gibiydi, mırıldanarak bana yine geleceğini söylemiştin. Giderken sen tutku sahilimden, dalgalanan saçlarının arasından buğulu bakan gözlerin beni bir rüyadan uyandırdı. Sen kayboluncaya dek ardından baktım,gözlerimi alamadım bir türlü seni benden uzaklaştıran arnavut kaldırımı sokaklardan. Gelişin bir rüyaydı, gidişinse bir isyan…..

Ziyan Etme..

Bundan sonra bana olur olmaz bakma..
Ben cenneti görüyorum, sen ise cennetin içinden cenneti göreni göremiyorsun.
Gözün gördüğü kadardır, aklın aldığı.
İnanabileceğin kadarına inan söylediklerime
Ve inanabildiğin kadar al aşkımdan
Sonra ZİYAN ETME..

Selim HEREK / Happy – mIRCTurk

Sevgiyi bulmak..

Gelsem yamacına, otursam dizine.
Yakalasam ellerini, baksam gözlerine..

Sen ise gözlerimden anlasan
“Sana aşığım” dediğimi.

İşte sevgi bu ya..
Ben geldim.
Kapatabilirsin kalbinin düğmelerini..

Selim HEREK / Happy – mIRCTurk

Seni Sevmek..

Gittin…

Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. “Ne olur öyle bakma bana” dedin en son…

Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin… Dolmuştu zamanın.

Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen “sen”den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen “sensizliğe” tersyüz ederek gittin.

İçimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce “an”ı “anı”ya dönüştürerek…

Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları…

Gittin…

İki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, “sizin” di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin…

O eski ev… Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev…

Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek… Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birin seçip, dondurarak… Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan…

Elin çaya uzanırdı.
Tenim dudaklarını özlerdi.
Bir sözüm şiirin olurdu. Demlenirdik.

Gömüldükçe düşlerin o büyülü uykusuna, aşkımın kalbimdeki ilahi melodisi çalınırdı kulaklarına birden. Nasıl da ürkerdin… Karanlıktan korkan bir çocuğun teselli isteği gibi bölerdi sesin suskunluğumuzu.

Ruhlarımızın bir yerlerde buluştuğuna, düşlerimizin bir yerde kesiştiğine inanmak istediğim bu hayattan çalıntı anları, beni bunun aksine inandırmaya çalışan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin.

İşte böyle anlarda yüzü daha da netleşirdi dünyaya gözlerinden bakan o yaralı çocuğunun… İşte ben en çok seni içimden doğru sevdiğim böyle anları severdim.

Hayatın içinde seni barındırdığı her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük, o sıradan ayrıntılarını alabildiğince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni… Odanın içinde, varlığına yıllardır aşina olduğun bir eşya gibi sessizce kaybolarak, seni izlemek ve başının üzerinden sonsuzluğa akıp giden düş bulutlarında şekillenen her şeyi, şu yüreğimde senin için büyüttüğüm şiire mısra yapıp eklemekti seni sevmek.

Sevmek hayatına tanıklık etmekti benim için…
Sabahları evden çıkmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere boğarken “gitme” diye sayıklayan sesine kıyamayıp, patrona bin bir yalanlar uydurarak, işe gitmemekti seni sevmek…

Sana kahvaltı hazırlamaktı. Senle hazırladığım sofraya iştahla oturup “sen var ya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben? Senden daha iyisini mi bulacağım”diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukça inanmaktı. İnce ince kıyılmış, tabağa motif gibi işlenerek dizilmiş ve hep sevdiğin gibi üzerinde zeytinyağı ve limon gezdirilmiş domateslere, yaptığım mezelere duyduğun minnete şaşırmaktı. Hayatına eklemekten çılgınca zevk aldığım o şefkatli inceliklere duyduğun minnete şaşırmaktı seni sevmek…

Seni sevmek, bundan yıllar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranlığımın yavaş yavaş aşka dönüşünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldığım mektuplarıma, aynı incelikle, aynı özlemle, aynı hayranlıkla verdiğin cevaplarına inanmaktı. Tüm ısrarlarına rağmen, bu eşsiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamaktı. Sonra ansızın yollara düşüp, çocukluğumda kalbimde filizlenen sevdası senin aşkınla yeşeren bu kentin sokaklarında izini sürmek, kendi sözlerinle “bu inceliğin ve bu derin anlayışın yüzünü”, yani o merak ettiğin yüzümü, gözlerine taşımaktı. Buluştuğumuz cafe de, ayların günlerin telaşı ve suskunluğuyla anlattığın şeylerin hiçbirini algılamadan, sadece hayranlıkla seni, o hepimiz gidiliğini seyrederken, masanın altından bir türlü çıkartamadığın o telaşlı, o çocuk ellerinde kendini ele veren heyecanına inanmaktı…

Seni sevmek, o gece rakı içtiğimiz köhne meyhaneden çıkıp yürüdüğümüz sokaklarda, Nisan ayında bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanrı’nın bu aşk için gönderdiği bir işaret olduğuna inanmaktı.

Seni sevmek kadınlığımı, bedenimi ve hazzı ilk defa seninle keşfetmekti. Onyedi yıldır sanki sadece senin için sakladığım bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoşlukla sana sunmaktı. Her dokunuşunda kutsal bir ayinin o sıcak ve tatlı şarabını yudum yudum içer gibi…

Seni sevmek, aşkın uğruna, ama senden izinsiz, başka bir kentteki hayatımı sıfırlayıp, yaşadığın kente, yaşadığın göğün altına, ıslandığın yağmurların altına gelip yerleşmekti. Senden başka, bu koca kentte bir başınalık ve kimsesizlikti seni sevmek… Sokaklarda tek bir tanıdık simaya rastlamamaya alışmaktı güçlükle… Hücrelerimle beraber çoğalan aşkını özgürce ve sınırsızca yaşamak için ailemin şefkatli ve anlayışlı kollarından sıyrılıp kanatlanmak, yıllanmış can dostların sevgisini çok uzaklarda bırakmaktı…

Seni sevmek, yalnızlığın soğuk kollarından biraz olsun sıyrılıp, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek başıma Beyoğlu’nun karanlık sokaklarında kalabalığın soluğuyla ısınmaya çalışmaktı. Hiç tanımadığım insanların yüzünde senin yüzünü aramak, onların kaybolmuş, umutsuz hayatlarında yaralı geçmişinin ve çocuksu düşlerinin izini sürmekti.

Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk ışıkları ruhumu ısırırken, aynı gecenin yıldızları altında seni deliler gibi özlemekti. O geceyi de kollarında geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolaşıp, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüşünü beklemekti. Bazen bu bekleyişlerin sonu, yorgun düşmüş bedenimi sürüklediğim evimde, o gece bir başka kadının yanında uyumana ağlamak olurdu sabaha kadar… Ertesi gün bir şizofren gibi, hiçbirşey olmamış gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum. Şaşırırdım.

Çünkü, seni sevmek direnmekti sevgili… Güçsüz olanı acımasızca yok eden bu kentin hoyratlığına ve senin için artık inanmaktan çoktan vazgeçtiğin, yaşadığın hayal kırıklıklarıyla çok uzun zamandır kaybettiğin o aşk duygusunun gerçekliğinin canlı ispatı olmaya direnmekti. Kalbine inançla aşk tohumları ekmekti seni sevmek. Sevmek o yitirdiğin aşk şarkısı adına sana umut vermekti.

Seni sevmek, ait olduğun gökyüzünde seni özgür bırakmaktı. Koparmamaktı kanatlarını. Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynağından, başka sevgilerin şiirine eklediği mısralardan kıskançlıkla seni mahrum etmeye yeltenmemekti.

Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razı olmaktı. Çocuksu bir saflıkla tek vazgeçemeyeceğinin ben olduğuma kendimi inandırarak, hayatına boyun eğmekti.

Seni sevmek, bir babayı, bir can yoldaşını hayatının sonuna kadar yanında olduğunu bildiğin güvenilir bir dostu, ilgiye ve şefkate doymayan çaresiz bir küçük çocuğu, ama en çok da tutkulu, kıskanç ve yüreği sonsuz maviliklere akan bir deli aşığı sevmek gibiydi.

Bir gün ansızın, telefonda duyduğun bir sese, ya da yeni tanıştığın bir kadına aşık olduğunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasıl kıskandığımı görmek isteyen abartılı bir heyecanla söylediğinde, telaşa kapılmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduğuna ve asla benden vazgeçemeyeceğine inanmaktı… Yine de içimdeki o kaçınılmaz endişe ister istemez sarardı yüzümü… Sesim soluğum kesilirdi birden… İşte öyle anlarda beni sımsıkı sarıp, tutkulu bir sevişmenin ilk öpücüklerini dudağıma kondururken “Sen küçücük bir kızsın, biliyor musun” diyen şefkatli sesini severdim en çok. Ve aslında ben dâhil, hiç kimseye âşık olamayacağını düşünür hüzünlenirdim.

Rüyalarımın gül kokusu.

Sonra bir gün aşka açıldı yüreğinin sürgüleri
Sonra bir gün şiirlerin başka bir aşkın kokusuna büründü.

Yıkıldı tabuların… Kırıldı zincirlerin… Uzağıma düştün.

Bu defa farklıydı, hissetmiştim. Yalnız bedenini değil, ruhunu da paylaşmaya başlamıştın bir başka kadınla.

Sonra sevmek yavaş yavaş kayışını izlemek oldu avuçlarımdan. Seni sevmek, sen sabaha karşı uyuduğumu sanarak yanımdan kalkıp bir başka yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan fırtınaları susturmaya çalışmak oldu sessizce.

Habersizce kapını çaldığım o gün, kapında kalıp, içeri girememek oldu. O güne kadar hiç olmazsa bana karşı dürüst olmanla, yaşadıklarını benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum. Ama bir başkasını incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizlediğini, yalanlarla da olsa o nu koruduğunu fark edince bu avuntu da terk etti beni. Yalanlarını bile kıskanır oldum.

Neden dürüst olmak için beni seçmiştin sanki. Gerçeğin acımazız zindanlarında neden beni kilitli bırakmıştın.

Ne çok düşündüm bu soruların cevaplarını.
Ne çok sorguladım kendimi, nerde hata yaptığımı, neyi eksik bıraktığımı.

Kadınca oyunlardan haberim olmadı hiçbir zaman. Seçtiğin yaşam biçiminden koparmak, seni soluksuz bırakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istediğin bu muydu? Seni yanlış mı tanımıştım? Bana hep, ne kadar asil bir yüreğim olduğunu söyler dururdun. İsyanım, kalbimin ezilmiş parçalarının üstünü örtüp, sessizce çekip kapını çıkmak olurdu en fazla.

Yalnız kalmak istediğini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çekip giderdim. Özür diler gibi bir sesle, onun geleceğini söylediğinde, sessizce çıkıp giderdim. Karşında ben otururken, onunla saatlerce telefonda konuştuğunda çıkıp giderdim. Hep giderdim.

Bu onurlu tavrımdı belki de ezen yüreğini. Vazgeçemediğin tek yanım buydu belki.

Sonra, sevmek yaralı kadınlığımı başka yüreklerle avutma yanılgısına kapılmak oldu. Buna hakkım olduğunu söyleyip dursan da, biliyorum aslında içten içe hiç affetmedin beni. Sen çoktan parçalanmıştın zaten. Benim de yüreğimi böldüğümü düşünmek sana bile ağır geldi. Oysa ben, seni değil, kendimi cezalandırıyordum başka bedenlerle… Ruhumu kemiren bu deli aşkı cezalandırıyordum. Bunu anlamadın mı sevgili?

Sevmek seni değil çocukluğumu, düşlerimi, kendimi aldatmak olmuştu artık. Bana bağlanan masum aşkları seninle aldatmak olmuştu… Kimseye veremedim yüreğimi. Ne zaman baksalar içime, yüreğimin kırık aynasında kendilerinin değil senin yüzünün aksini gördüler hep… Sessizce çekip gittiler. Fark etmedim bile gittiklerini…

Gittin…

Seni sevmek, bensiz akıp giden hayatına bir yabancı gibi uzaktan bakmak oldu çoktandır… O çocuk ellerinin, bir başkasının saçlarında gezindiğini, aniden özlemle sarılıp bir başka yüzü öpücüklere boğduğunu, sabahları uykunda bir başka kadına “gitme” diye sayıkladığını düşünmek oldu, seni sevmek… Geceleri kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemediği bir bencillikle, kalbindeki tek aşkın benimki olması için gözyaşları içinde Tanrı’ya yalvarmak oldu…

Seni yasak bir aşk gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasında yaşamak oldu, sevmek.Beni hayatından dışladığın için öfke nöbetlerine kapılıp, bana bile yabancı gelen, hiç tanımadığım bir sesle sana bağırmak, haykırmak, ağlamak, sonra pişmanlıkla affedip tutkuyla sana tekrar sarılmak oldu…

Yabani bir ot gibi ruhumu sarıp sarmalayan öfke ve kıskançlık duygularıyla benliğimden uzaklaşmayı kendime yakıştırmamak, kaldığım bu karanlık dehlizde, kendi kalbimde, yalnızlığımda, sensizliğimde, kendi aşkımla delirmek oldu seni sevmek.

Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. “Ayazda iki yürek” gibiyiz.

Sen benim şizofren aşkımsın… Ben senin kanayan vicdanınım. Affet beni sevgili… Verdiğim sözleri

Yüreğimsin..

Adım adım yürüyorsun yüreğime.
Yürüdükçe büyüyor, büyüdükçe devleşiyorsun.
Gözlerimde de büyüyorsun yüreğim gibi.
Her adımda daha bir sarıyorsun benliğimi.
Her adımınla daha bir ‘SEN’ oluyorum.
Daha bir ‘SEN’ doluyorum.
‘SEN’i görmek için bakıyor,
‘SEN’i duymak için yaşıyorum.
Tüm anlamsızlıkları seninle anlamlandırıyorum.
‘SEN’i sevmekle anlıyorum,
Mecnun’u, Ferhat’ı, Kerem’i.
Aşkın hangi dilinde ya da hangi lügatında
Adının karşılığı?
Dünyanın hangi ucunda benzerin?

Dileğim ‘SEN’

Umudum ‘SEN’

Gerçeğim ‘SEN’

Düş’üm ‘SEN’

Dün’üm ‘SEN’

Gün’üm ‘SEN ‘

Yarınım ‘SEN’

Seni sevmekle doğuyorum.
Tepeden tırnağa ‘SEN’ kokuyorum.
Yok olacak benliğim korkuyorum.
‘SEN’li düşlerimi ‘SEN’le takas ediyorum.
En güzel yarınlarımı sana adıyorum.
Ömrüm, yüreğimdeki koru alevlendiren deli fırtınam.
Yüzümde bakışlarının izleri,
Gözlerimdeki harelerde gülüşün,
Dilime mühürlenmiş ismin…
Yüreğimin kaleme anlattıkları,
Kalemimin kağıda döktükleri yetmez seni anlatmaya.
Hiçbir kelime karşılamaz karşılığını sevdamın.
İçime çekip yüreğime sığdıramadığım nefesim.
Her nefesimi seninle almak,
Verdiğim her nefesi seninle vermek istiyorum.

İçimdesin,
Yüreğimdesin,
Yanımda da olmalısın.

‘Sen’le dolu yüreğimle haykırıyorum.

Sevgi yürekteki nazar boncuğu..

….sevgi yürekteki nazar boncuğu…

sevgi en güzel sözcüklerle dökülüyor satırlara bugün…
Adını bilmediğim garip bir duyguyla yükleniyor yüreğime mavimsi bir renkletıpkı nazar boncuğu gibi renginde seviyorum ben belkide aşkın rengi bu yüzden mavidir…
Bu yüzden yücedir.sevgi yürekteki nazar boncuğu gibidir…

Sevmenin bütün anlamı mavilerde büyük gökyüzü gibi sonra denizler gibi sonra okyanuslar gibi ucu bir türlü görünmeyen o zengin mavide gizli aşk….
İnsan hep mavilerle sevmeli sevmeliki;nazar değmesin mutluluklara hüzün düşmesin güzel yüreklere sevgi yürekteki nazar boncuğu olmalı sevdalılara…

sevgi bulutların üzerinde öpüşmek olmalı kimsenin görmemesi nazar etmemesi için her gözden her sözden uzak beslenmeli…

İşte ozaman sonsuz ve bir ömür mutlu gececektir.Sevmek en güzel duygu insan sevdimmi gözü hiçbirşeyi görmemeli yürekleriyle her derde deva olmalı.
Çünkü sevgi yürekteki nazar bonucuğu sevginin en değerli mavisi….

Yüreğinize sevdanızasevdiklerinize ve sevenlerinize nazar değmemesi adına
herzaman maviyle sevin sevgi yürekteki en güzel nazar boncuğu onu taşımaktan vazgecmeyin…

Neden Sevemiyorum..

Herkesin hayatında böyle anlar vardır, dinlediğiniz şarkılardan, izlediğiniz filmlerden, duyduğunuz herhangi bir hikayeden veya tanık olduğunuz bir olaydan ister istemez kendinize ait bir şeyler çıkarmaya zorlarsınız. Anlatılanlarla alakan yoktur belki de ama doğanın kanunudur bu, orada bahsi geçen mutlaka “sen” olmalısındır. Şarkıda gidemeyen adam, filmdeki aşkı için ölen kız, efsanedeki cesur ama fakir genç aşık… Bir anda rolüne bürünen bir oyuncu gibi, sahipleniriz. Böylece daha da anlam kazanır, normal bir olay bile unutulmaz olur ömür boyunca.

Biri şiir yazar herhangi birine, ölümsüz olur, başka biri girer hayatına bir şiirlik bile değeri olmaz. Belki bundandır en güzel aşkları romeo ve jülyet, leyla ile mecnun, aslı ile kerem’e benzetmek. Aşık olanlar kendilerine efsane aşkları layık görür hep. fakat efsane aşkları efsane yapan birbirine kavuşmaları değildir. Vuslata erememektir bu kadar sahiplenip de kendimizi bulduğumuz. İlla ki karşılıklı mı olması lazım aşkın? Kavuşmadan, yan yana olmadan, elele yaşamadan aşk olamaz mı? Aşk acıya katlanma sanatıdır, hangi tarafın daha çok acı verdiği veya kimin daha çok acıya katlandığının önemi yoktur, asıl insanı zorlayan hayatını adamaktır karşındakine! Kimse ayrılmaz, ayrılık yoktur aşkın lugatında çünkü vuslata ermek kadar zordur ayrılık…

Hayat kadar zalimdir aşk, zalim olduğu kadar gururu kaldırmaz! ‘Ayrıldım’ der insan, ayrılamadığını bile bile, sonra kendini haklı çıkarmaya çalışır, nedenler arar acıtsa da, kalbini öldürmeye çalışır beyniyle ama yapamaz bunu söyleyemez kendine, aşk gurura gelmez! Şimdi neredesin, ne yaparsın bilemem, yazdıklarımdan haberin olur mu birgün emin de değilim. Sanırım yenilgiyi kabul etmemin zamanı geldi; gururuna yenik düşmüş bir kalbin hikayesidir bu. Oku!

Senden öncesi pek aydınlık değil ömrümde, saçma bir adamın gereksiz yaşantısı anlayacağın. Her zaman herkese ters oldum, inatlaştım onlarla, sevmedim kimseyi, benim için dost kelimesi sadece sözlükte yazan anlamından ibaret, ben sadece kendimdim! Uğurlu sayım on üçtü kimsenin sevmediği için, sadece çocuklarla aram iyiydi, sokaklarda geceleri kavgalardaydım, duman altı mekanlarda yıpratmaktaydım yaşam kırıntılarımı, herkes beni ayık sanardı oysa ben nadir ayık sokağa çıkardım, aşk çok uzaktı bana filmlerde duyardım aşkı, öylesine takılırdım hayata diğerleri buna aşk ve sevda derlerdi! Kimseye duyurmadan sessizce ama ta içten ağladığımı bilirdim senden önce. O zaman bile bir yerde saklıydım, beni bulacak birini bekliyordum. Sokaklarım yalnızlığa çıkarken ben seni bekliyordum…

Ve seni gördüm…

İlk görüşte aşk değil bu, ilk görüşte ölüm bana olan şey! Hala anlatamıyorum seni, benzetemiyorum hala yapamıyorum, beceremiyorum. Göz bebeklerinde kendimi gördüm, saçlarından ay ışığı vurdu gözüme ve ben öldüm, ne olduğunu anlamadan, bilmeden bu garip olayının adını teslim oldum sana! Çok değişmiştim artık eskisi gibi değildim. Değişen ben değildim de dünyaydı. Sonbaharda yaprak dökülmüyordu benim için. Beni bulan sendin! Girmiştin bir şekilde hayatıma ve ben olması gereken her aşık gibi ölüydüm!

İtiraf ediyorum bu yüzden sen gittiğinden beri ben sevemiyorum! Kaybolmama ramak kaldı, yetiş, gel kurtar beni! Nasıl geleceksin bilmiyorum ama gel ne olur! Yalvarıyorum! Kalamıyorum buralarda. Aşk toprağa gömülmüyor ! Ne olur sana yalvarıyorum yetmez mi? Şarkılar boş, filmler boş, hayat bomboş. Söz veriyorum sana kimseye benzemek değil amacım, ne mecnuna ne de başkasına seni seviyorum itiraf ediyorum! Gir hayatıma ve tekrar mutlu olalım.

Aşk herşeye rağmen acısı ve tatlısıyla bir ömür yaşamaya bedeldir…

İlk Aşkım..

Onu ilk defa sınıfın en ön sırasında otururken gördüm.Çok tatlı biriydi hemen konuşmak için arka sıraya gittim ve biraz sohbet ettim.
Birden gelen bir cesaretti bu. Hergün onu düşünmeye başlamıştım, kendime olan güvenip yoktu hep reddedilme korkusu vardı içimde.
Birgün yine sohbet ederken bana hoşlandığım biri olup olmadığını sormuştu.Bende sensin demek istemiyordum çünkü aramızdaki arkadaşlık bozulabilirdi.
Seni uzaktan sevdiğimi bilmeni istemiyordum.Aslında senden hoşlandığımı anlamışsındır ama benden duymak istediğini biliyordum.
Yarım saat konuşmamızın ardından ona sevden hoşlandığımı sölediğimde aynen içindeki kendime güvensizlik hissi doğru çıktı ve bana olumsuz yanıt verdi.

O günden sonra yıkılmıştım hayatla olan bağlarım tamamen kopmuştu.Onu gördüğüm zaman içli içli bakıyor hüzünleniyordum.
Yanlız kalmak çok zordu bir gün başka biriyle tanışmıştım onla iyi anlaşmaya başlamıştık. Onu yurdundan alıp gezmeye giderken karşıma o çıktı ve bende yeni tanıştığım kişinin hemen elini tuttum ve onu kıskandırmak istedim.
Arkadaşlar devamını sonra yazıcam kafamı toparlamam lazım…