Yenildim sonunda..

Düş’tün gönül gözümde..

Yenildim Sana..
Neden ah yâr?
Ne oldu bize?
Yenildim sana..
Düşümüzde yoktu bu..
Yenilen ‘hayat’ olacaktı kahraman ‘biz’..
Bulamıyorum seni; yittin bittin..

‘Başkalarının’ şiirlerinde kavuşuyorum sana.
‘Özlemim’ oldun kaldın. Vuslat yok önümüzde..
Korkuyorum yanıyorum ağlıyorum..
Kötüler içinde iyi kalma savaşımı kaybetmek üzereyim. Mecalim kalmadı..

Nasıl dayanıyorsun bensiz?
Rahat uyuyabiliyor musun?
Yoksa sen de ben gibi uykuya hasret misin?
Geceler yoldaşım olmaktan çıktı artık canımı yakıyor..
Gecem ”ihanet” etti bana. Çaldı kelimelerimi ‘lâl’ oldum..
Sesim yetişmedi sana ‘sus’ kaldım..
Yalnızlık yeni dilim oldu. Zaman geldi yalnızlığım da bıraktı beni. Ben bana kaldım..
sustum!

Acizdin sen..|hiç olmadığın kadar|evet hatalıyım evet suçluyum dememek için |yaLanca| sustun..
Susmalarıma susmalar ekledin..
Bunu kaldıramayacağım gelmedi hiç aklına..
Nefesimsin derdin bana..
Nefesin nefessiz kaldı
Boğuldu boğulacak
Nerdesin yâr?
Yoksun..

Huzursuzum mutsuzum..
Karanlığıma çare yok..
Söylenmemiş sözlerimi ağlıyorum içimde..
Yâr’imdin yaram oldun..
Gecem çağırıyor beni yine ”ıhanet”vakti..
Dilimde yine o şiir;

”aklımdan çıkardım aklını aklımsız kaldım..”

Sarhoş oluruz..

Sen beni seversin ben seni.

Sarhoş oluruz birlikte uyuruz..

Sonra da:
Kavga ederiz vurmalı hemde. hastanelik falan ederiz birbirimizi.
yemek yaparız beraber. bakarsın ocakta unutur yakarız.
çamaşırları birlikte asarız. kalan mandalları aşağıdan geçen adamın kafasına atar içeri kaçarız.
birlikte banyo yaparız. ben senin saçlarını sen benimkileri yıkarsın.
sen gitar çalarsın ben mızıka. önümüze para atarlarsa sıcak simit alırız.
sen yüzüstü yatağa uzanırsın ben yüzüstü sırtına. mutlu oluruz.
sen çoraplarını bulamazsın ben evin anahtarını. her yere geç kalırız.
sen bana küfür edersin ben sana. sinirimizi birbirimizden çıkarırız.
sen kahve yaparsın ben kurabiye. sohbet ederiz.
sen şarkı sözleri söylersin ben ıslık çalarım. dans ederiz.
ben senin fotografını çekerim sen benim resmimi yaparsın.
sarhoş oluruz birlikte uyuruz.

Ölecek bir yer..

Uzattığın ellerinde
terli avucunda ölecek bir yer bulamıyorum.

Biliyorum anlamaz ve sıkılmış gözlerle bana baktığını.
Umursamıyorum.
Biliyorum içindeki çıkmaz sokaklara bir soluk kapılar açamadığımı.
Yoğun bir bataklık kıvamında derinime çektiğimi seni.
Ve nefessiz kalışlarını biliyorum.
Bu yüzden umursamaz bakıyorsun bana
Bu yüzden küskün bakıyorsun.

Sana anlatacaklarımı bir bir unutmak için
büyük yutkunmalarımın üzerine
mataramdan ılımış ve kokmuş bir suyu içiyorum.
Anlatırsam solumayacağını biliyorum.
Kirletilmiş bir havayı soluyorum bu yüzden.
Ve ırzına geçilmiş bir denizin ortasında arınacak bir damla suyu arıyorum.
Kurak bereketsiz toprakların teyemmümüyle,
Ve sıcağıyla,
Lekeli kefenimi yamayıp, huzuruna çıkmaya hazırlıyorum kendimi.

Uzattığın ellerinde
terli avucunda ölecek bir yer bulamıyorum.

Nedir ürküten seni akşamın serininde.
Gözlerini kaçırışını benden.
Sıkılışın, medet umuşun.
Biliyorum hep çok şey istedin,
Mahçubuyetin değil bu yüzden.
Biliyorum iç çekişlerini,
Umursamadığımı düşündüğünü biliyorum.

Aşkla ve yalansız yaşamadığımı,
Sahipsiz bıraktığım tenhalarında dolaşırken gecenin,
İçimin üşümediğini
Ama nedensiz havada kaldığını
Biliyorum.
Bu yüzden kirletiyorum kendimi.

Dönüp yine yanıma sokulacağını ah çekişlerinle,
Alışmaya çalışarak tenimin terli kokusuna
Ve mutlu olmaya çalışarak
Tek sığınağın olduğumu
Ama sığınamadığımı biliyorum.

Sitemimin kendime olduğunu,
Seni bir yük gibi taşımak istediğimi biliyorum.
Omuzlarımda ağırlığını hissetmezken
Kaçış nedenim olacağını,
sen uyumuşken sana sokulacağımı,
Sıcağında tövbeler edeceğimi biliyorum.

Uzattığın ellerinde
terli avucunda ölecek bir yer bulamıyorum.

Yaşama nedeni bulamıyorum koşuşturmalarım arasında,
Ölme nedenimi bulamıyorum,
Bu yüzden nedensiz yaşıyorum.
Kirli parfüm kokuyorum.
Bu kokuyu sevdiğini biliyorum.
Güvende hissettiğini kendini,
Sabah işe gidişlerim olacağını hatırlatıyor sana sanırım.
Uyanacağımı,
Sakalımı kökünden keseceğimi,
Budayacağımı kendimi biliyorum.
Bir ceza olarak
İşbilir bir ifade takacağımı yüzüme.
Sen de biliyorsun,
Bir hoşça kal bekliyorsun benden,
Söyleyemeyeceğimi biliyorum.

Uzattığın ellerinde
terli avucunda ölecek bir yer bulamıyorum.

Ruhumuzla buluşmak..

Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; “hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? “

Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; “çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…”

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar’ın yaşlı torunu.

Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; ”yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor.

Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ”Küt” diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul’da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

Gönlüm sus..

Sus gönlüm !! Sebepler var edilinceye kadar.Bahaneler oluşuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus…

Sus gönlüm.Çok dile getirme.Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm.Çok laf etme.Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm.Bir elif miktarı sus.Az kaldı bahara.Dayan gönlüm.Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum.Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım…İnan bana…Ama yok.Başka çare yok.Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
Sus gönlüm.Bu kışın bahara dönünceye kadar.Bu gece gündüz oluncaya kadar.Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar.Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar.Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…
Sus gönlüm.Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar,ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadınığını anlayana kadar sus…
Sus gönlüm.Onun geleceğini görünceye kadar.Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar.Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.
Sus gönlüm.Sebepler var edilinceye kadar.Bahaneler oluşuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
Sus gönlüm.Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm.Her susuşun bir cevap olsun.Her susuşun,sabrın olsun.Her susuşun,duan olsun.İçten yakarışının adı olsun,susuşun.Bekleyişinin.umut edişinin,inancının,sevdiğinin vurgusu olsun,susuşun…

Gitme kal sevgilim..

Dur ne olur gitme yüreğimden Dur ne olur bile diyemeden gittin..Şimdi bilmem kaç zaman sürer bu ayrılığa alışmak..Belki biraz canım yanacak*ilk başlarda kabullenemeyeciğim*zor gelecek nefes almadan yaşamak..

Sen hiç bilmedin nefesim olduğunu*söyleyemedim ki..Nefesimsin diyemedim ki*Şimdi sana kal gitme diyebileyim.Alışmıştım her sabah sesinle uyanmaya*sesimle uyandırmaya..sesini duyunca günüm bir başka güzel oluyor demiştin ya ben her sabah senden önce uyanıpta seni aramaya alıştırmıştım kendimi.

Geceleri olurda rüyalarında görürsün diye geç saatlere kadar telefon sohbetlerini nasıl unuturum şimdi.offf içim daralıyor düşündükçe sensiz geçecek günleri*sesinden yoksun geceleri..alışmak mı çok zor..sevgi aldatmaz ama ya seven aldatırsa demiştin ya ben seni hiç aldatmadım ki sevdiğim.

peki şimdi neden bu zamansız gidişin bu yürekten.yokluğunda atarmı bu yürek*nefes alırmı bu beden sanıyorsun.Sensiz bir hayatı istemiyorum*seni zor buldum bu kadar kolay kaybetmek istemiyorum ne olur ne olur gitme yüreğimden.kal eskisi gibi…
uzakta ol ama çıkma bu yürekten sesini duymaktan mahrum etme beni.sevdiğini söyleme*özlediğini söyleme arada bir de olsa aşkım*canım*hayatım derdin ya onuda deme istemem yeter ki gitme bu yürekten.

Sevdiğim*nefesim*biricik sevgilim gitme diyebilseydim bunları söyleyecektim…Keşke gitme diyebilseydim gitme*gitme*GİTME KAL BU YÜREKTE……

GİTME NE OLUR BIRAKIP GİTME
SENSİZ YAŞAYAMAM BEN BÖYLE
GİTME NE OLUR BIRAKIP GİTME
BİR ÖMÜR BOYU YAŞAYAMAM BÖYLE…

Ben siyahı tanıyorum..

Teşekkürler Tanrım… Dünyayı cennetinden koparıp varettiğin için…

Teşekkür ediyorum bizlere güzel estetik bedenler verdiğin için… Bizlere yaşamı algılama gücü verdiğin için. Ve şükrediyorumki yarattığın bütün güzellikleri görebiliyorum…

Onların seslerini duyabiliyorum…
Peki neden benden alıp onlara vermedin???

Ne zaman yolarda elinde beyaz bastonuyla gezen kırgın insanlar görsem gözlerim dolar…

Ağlarım ardı sıra… Ağlarım hemde içimden geldiğince…
Ölürüm….. Ağlarım… Kurtulamam… Düşünürüm… Ağlarım… ve yeniden…

Düşündükçe ölürüm… İçimi acıtır… Beni benden alır…
Yaşarken ölmektir önümde gideni hissetmek…

Beyaz ne demek? Yeşil ne demek? Güzel olan nedir?
Renk nedir? Ben siyahtan başka bi renk bilmem. Uzun nasıl kısa? Çirkin ne demek?

Ben görmedimki? Ben hiç! Hiç görmedim…
Kuşlar nasıl? Ağaçlar nasıl? Yaprak ne? Ne renk? Ben sİyahı tanıyorum. Başka renk görmedim…

Ben nasıl biriyim? Yakışıklımıyım? Yakışıklı ne demek? Ben kendimi hiç görmedim. Bana beni anlat…
Ben yürürken cok garip sesler duyuyorum. İnanılmaz… Korkuyorum çogu zaman. Bu sesler arabalarınmış.

Çokmu büyükler? Tekerlekleri varmış. O ne demek? Ben siyahtan başka bişey görmedim.. Otobüse bindiriyorlar beni…

Herkes biniyomuş. Ben nasıl bişeye biniyorum?

Bindiğim şeyin nasıl bi yapısı var? Bunca kişi nasıl biniyor?
Ben hiç resim görmedim… O ne demek? Fırça ne? Unutmuşum renklerden oluşuyor galiba… Resimlerde siyahmı?

Ben siyahtan başka bişey görmedim…

Kadınlar nasıl? Güzelmi? Güzel ne demek? Saçları uzunmuş öyle dediler. Bir de sarı saçlar. Sarı nasıl? Güzelmi? Güzel ne demek?
Ben saçlarıma dokunuyorum. Uzayınca bende kadınamı benziyorum?

Müziğin sesi çok güzel. Oda bizim gibimi? Ben neden öyle sesler cıkartamıyorum? Gitarmı?

Bu ses ondanmı geliyor? Gitar nasıl anlatsana… Ne renk odamı siyah?
Ev nasıl bi yer? Ben nerde yaşıyorum? Etrafımda neler var? Nerde yürüyorum?

Ben önümde ne var bilmiyorum… Ya bir delik varsa? Ya ben oraya düşersem?
Ben her düştüğümde bi parçam orda kalıyor…

Sert bişeye dokunuyorum. Kare şeklinde. Kare ne demek? Adı televizyonmuş. İçinde insanlar varmış. Televizyon o kadar büyük değilki… Sesleri nasıl geliyor?

- Tanımsız bir dünya benimkisi… Dünya nasıl?

Lamba nasıl? Bana lambayı anlat. Güneş sonra. Güneş nasıl? Burası neden sıcak? Güneşmi ısıtıyor? Güneş ateşmi? Ateş ne demek? Siz neden yanmıyosunuz? Güneşe dokundunmu hiç?

Bana ışığı anlat… Neden dokunamıyorum ışığa? Işık… Işık renkmi? Işıkta siyahmı?

Hayvan ne demek? Yaratıkmı hayvanlar? Bizler gibi mi yine? Onlarıda anlat.

- Gitme lütfen… Herşeyi anlat bana… Çünkü tanımsız bi dünya benimkisi…

Acıkıyorum… Bişeyler yiyorum. Karnım doyuyor. Yediklerimi anlat bana. Bana yediklerimi anlat…

Ben ne yiyorum?
Çok garip. Dokununca içine göçüyor. Adı ekmek… Ekmek nasıl? Ben ne yiyorum? Yediklerimde siyahmı?

- Tanımsız bile değil benim dünyam… Çünkü ben yaşıyormuyum bilmiyorum…

Suyu anlat bana… Ben suyu çok sevdim. Su hiç kokmuyor. Suyun altındayken kendimi rahat hissediyorum. Arınıyorum sanki.

Dokunuyorum ama kayboluyor. Islatıyor beni… Okşuyor her zerremi… Islatıp gidiyor… Tutamıyorum…

Su neden benden kaçıyor? Su beni sevmedimi? Su beni beğenmedi galiba… Su siyahmı?

Deniz çok büyükmüş. Deniz suymuş? İçine insanlar giriyomuş.

Deniz nasıl? Bana anlatırmısın?
Su nerden akıyor denize?

Deniz sonsuz gibiymiş. Kocaman. Kocaman nasıl? Büyükmü? Büyük ne demek?

- Anlat bana… Susma ne olur… Sen anlattıkça varım ben…

Gözlerimden birşey akıyor. Tuzlu gibi. Islak. Onuda tutamıyorum… Gözyaşlarıymış… Oda beğenmedi galiba beni…
Benden akan ne? Ben neden içimi çekiyorum? Hislerim yanlızca… Hissedebiliyorum…

Ağlamak bu mu?
Ben kendimi hiç görmedim. Bana beni anlatırmısın? Bana beni anlat. Saçlarımı. Gözlerimi. Tenimi. Dudaklarımı. Boyumu.
Herşeyimi anlat bana…
– Sen ağlarsan eğer… Hıçkırırsan böyle… Anlatamıyorsun… Bırak şimdi ağlamayı…. Anlat bana… Yanlızca anlat…

Ama unutmuşum. Gözlerimde siyahmı?

Heryer neden bu renk? Siz nasıl görüyosunuz? Hepimiz aynı şeyimi görüyoruz? Görmek bumu?
Evet… Bu galiba… Ben görüyorum… Yanlızca siyahı… Peki sen renkleri?
Ama unutmuşum… Gözlerimde siyahmı? Siyah renkmi?
– Diye uzayıp gider benim dünyam….Git sen artık…. Ağlama…
Ağladıkça sen